logo

19 Kasım 2019

* Kadife Devrim ve Arap Baharı bitti. Peki ya bu yeni dalga ne? * Latin Amerika’dan İran’a yeni öfke: Masum talepler ve gizli kötülükler.. Neler oluyor, dünya nereye gidiyor? * 15 Temmuz sonrası Türkiye: “Psikolojik ortam” yeni tür müdahale için hazırlanıyor. Hem de açıkça ve pervasızca..


İbrahim Karagül
i.karagul@gmail.com

* Kadife Devrim ve Arap Baharı bitti. Peki ya bu yeni dalga ne? * Latin Amerika’dan İran’a yeni öfke: Masum talepler ve gizli kötülükler.. Neler oluyor, dünya nereye gidiyor? * 15 Temmuz sonrası Türkiye: “Psikolojik ortam” yeni tür müdahale için hazırlanıyor. Hem de açıkça ve pervasızca..

Şili’den Bolivya’ya, Lübnan’dan Irak’a, Hong Kong’dan İran’a, hatta Fransa’ya, kitlesel tepkiler, protestolar birbiriyle alakasız ülke ve coğrafyalarda hızla yükseliyor, ciddi bir toplumsal dalgaya dönüşüyor.

Görünüşte ülkeler de, isyan gerekçeleri de birbirinden farklı. Bazılarında seçim hilesi iddiası, bazılarında petrole zam, bazılarında WhatsApp vergisi, bazılarında metro biletlerine zam, bazılarında suya, ekmeğe zam, bazılarında siyasal sorunlar gibi çok değişik gerekçelerle kitleler sokaklara dökülüyor.

YENİ DALGA, YENİ FOTOĞRAF, YENİ ÖFKE… KİM YÖNETİYOR!

Mesele ülke, bölge sınırlarının ötesinde, mesele ekonomik ya da siyasal sorunlarla sınırlı değil. Mesele sadece ABD darbe girişimleri, ülkeler arasındaki güç hesaplaşmalarına da sıkıştırılmış değil gibi. Yeni bir durum, yeni bir fotoğraf, yeni bir dalga var. Bu gösterilerin zamanlaması, yöntemlerinin benzeşmesi son derece dikkat çekici.

Bu yeni dalgayı, fotoğrafı görmek, bir tür küresel eğilim izlenimi veren öfkeyi okuyabilmek gerekiyor. Kitlesel taleplerle güçler hesaplaşması, öfke ve hayallerin istismarı öne çıkıyor gibi.

CIA’NIN KADİFE DEVRİM PROJESİ, NASIL FİYASKOYLA SONUÇLANDI?

Soğuk Savaş’ın sona ermesinden, küresel güç dengesinin dağılmasından sonra adını, 17 Kasım ve 29 Aralık 1989 tarihleri arasında Çekoslovakya’da meydana gelen öğrenci ve halk ayaklanmasından alan Kadife Devrim’ler denendi.

Turuncu Devrim ya da Renkli Devrim de denen bu kitlesel hareketler Ukrayna’da, Kırgızistan’da, Gürcistan’da uygulandı, Lübnan’da denendi. Popüler söylemlerle, sloganlarla süslenen, müthiş medya desteği alan bu denemelerin tamamı başarısız oldu.

O ülkeler bir daha istikrara ulaşamadı. Kadife devrim öncüleri daha sonra devrildi, yapayalnız bırakıldı. Sonradan bunların tamamının ABD istihbaratının projeleri olduğu ortaya çıktı. Uygulanan proje, ABD’nin yeni küresel düzeni için saha temizliğinden başka bir şey değildi.

ARAP BAHARI DALGASI: KİM BAŞLATTI, KİM YÖNETTİ, NASIL SABOTE EDİLDİ?

Ardından Arap Baharıdalgası başladı. 20. yüzyılın zorba düzenlerine duyulan öfke patlamak üzeriydi. Patladı da… Haklı öfke rejimlere yöneldi, sonuç alacak kitlesel güç kazandı. Kuzey Afrika’dan Suriye’ye kadar bütün bölge sarsılıyordu. Kitleler refah, özgürlük, adalet istiyor, on yılların baskılarını reddediyor, kaynakların denetimini talep ediyordu.

Arap coğrafyası köklü bir değişim yaşıyor, Batılılar tarafından oluşturulan statüko yerle bir oluyordu. Mısır gibi bölgenin en güçlü Arap ülkesinde rejim değişiyor, “tehdit” Suudi Arabistan’a yaklaşıyordu.

Ama çok geçmedi. Kadife devrimleri doğrudan projelendirip yöneten Batılı istihbarat örgütleri, hatta açık açık devletler, Arap Baharı’na müdahale etti. Bu müdahale açıktan karşı çıkmak değil, içinde yer alıp yönetmekti.

ARAP BAHARI’NDAN NASIL BİR ZORBALIK ÜRETTİLER?

Haklı talepler doğal öfke ile yönetiliyor, amacından saptırılıyordu. Özgürlük hareketleri manipüle edildi, yolundan saptırıldı, başarısızlığa mahkum edildi. Özgürlük arayan kitlelere tuzak kuruldu, istihbarat uzantılı “sivil” örgütlerüzerinden özgürlük çağrıları darbe ve iç savaş çağrılarına dönüştürüldü.

Libya ve Suriye’de çatışmalar başlatılarak, sonradan Mısır’da Tahrir devrimi tersine çevrilerek Arap Baharı bitirildi. Dalga, Batı ile iyi geçinen rejimlere zarar vermeden durduruldu. Kadife Devrimleri icat edenler yine başarmıştı.

TÜRKİYE İÇİN ARAP BAHARI: 20. YÜZYIL YIKIMINA KARŞI UYANIŞ..

Türkiye Arap Baharı’na özgürlük açısından baktı ve destek verdi. Arap Baharı’nı da yeni bir uyanış olarak tanımladı. Doğru da yaptı.. Bunu yaparken dış müdahaleye karşı da ciddi bir direnç gösterdi. Kitlelerin özgürlük alanının alabildiğine genişlemesini savunurken bunun güvenlik ve güç ilişkilerine kurban edilmemesi yönünde bir siyasal söylem üretti.

Osmanlı sonrası yakın durduğu bölge için ortaya proje koyan, siyasal dil oluşturan tek ülkedir. Türkiye ve bu sürecin 20. yüzyılın yıkımına karşı yerli bir uyanış olmasını istedi. Bu yönüyle oyun bozan, oyun kurucuların hesaplarını karıştıran bir ülke haline geldi.

Bunu yapan bir ülke, elbette birçokları tarafından tehdit gibi algılanacak, sınırlanması, kontrol altına alınması istenecekti.

TÜRKİYE’Yİ DURDUR YOKSA COĞRAFYAYI KAYBEDERSİN!

Öyle de oldu. Renkli devremler Türkiye’de de denenmişti. Ama son derece etkisiz kaldı. Türkiye’nin direnci ve dinamizmi birçok alanda oyunu kuranlardan daha güçlüydü.

Ama durmadılar. Türkiye’yi cezalandırma girişimi Gezi terörü ile, 17-25 Aralık müdahalesiyle, işgal ve iç savaşa ayarlı 15 Temmuz saldırısıyla devam etti. Bunlar da yetmeyince Ege ve Akdeniz’den çevreleme, Suriye’nin kuzeyinde oluşturulacak terör koridoru ile kuşatma yolunda gittiler. Türkiye bunların da üstesinden geldi.

Türkiye’yi cezalandırmak istemelerinin ana sebebi şuydu: Türkiye bir merkezdi, coğrafya inşa edebiliyor, tarih yazabiliyor, bölgedeki her çevreyi etkileyecek söylemler üretebiliyor, bölgedeki her özgürlük ve yerli duruşa güç veriyordu. Bu yüzden Türkiye’deki kavga bir coğrafya kavgasıydı, ülkemizi aşan boyutları vardı. Bölgedeki bütün hesaplaşmaların hedefi Türkiye’ydi.

EN “İNSANİ TALEPLERİN İSTİSMARI” İLE İNSANLIĞI TEKRAR KÖLELEŞTİRMEK

Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya, İran’a kadar uzanan geniş coğrafyada, ülkeleri sarsan yeni toplumsal olayları sadece o ülkelerin özel şartları ile algılamak eksik bir okuma olacaktır. Tahminlerim doğruysa bu tepkiler yaygınlaşacak, giderek daha sistematik hal alacak, gerçek siyasi dili o zaman ortaya çıkacaktır.

Doğal, en insani taleplerin istismarı ile karşı karşıyayız. İnsanların ekmek, su, elektrik, adalet, özgürlük taliplerinin iktidar, rejim, kaynaklar ve pazarlar üzerindeki kavgalara kurban edildiği bir tarihteyiz. İran’da petrole yüzde üç yüz zam yapılması elbette kitlesel bir öfke oluşturur ve biz bunu böyle algılayabiliriz.

Ama bir süre sonra bu fotoğrafın başka ayrıntıları da ortaya çıkacaktır. Irak’ta haftalardır devam eden protestolar, Arap-Fars güç savaşları, ABD’nin Irak ve İran’a yönelik hesapları gibi.

TEPEDEN DEĞİL TABANDAN MÜDAHALE, MASUMİYETİN ARASINA GİZLENMİŞ KÖTÜLÜK.

Taraf olmak başka, gerçeği görüp anlamak başkadır. Bazıları kızacak ama bu olayların tamamı arasında o ülkelerin ötesinde bir bağ olduğuna inanıyorum.

Kadife devrimler doğrudan istihbarat operasyonlarıydı. Arap Baharı doğal bir isyandı. Ama başkaları yönetti, mahkum etti, buradan bir karşı darbe üretti. Şimdikilerde ise insanların en doğal taleplerinin, umutlarının, hayallerinin istismarı ile karşı karşıya kalacak gibiyiz.

Kitlelerin en masum taleplerinin arasına gizlenmiş bir ajanda şimdiden kendini hissettiriyor.

DİNLERİ, KİMLİKLERİ, DEĞERLERİ SATIYORLAR

Biz, kitlesel taleplere değil, bunların üzerinden servis edilen projelere dikkat çekiyoruz. Tepeden değil, tabandan müdahale dönemine girdi dünya.

Küresel iktidar yapıları kadar siyaset de tükendi, kredisini kaybetti. İktidar alanını kullananlar dinleri, inançları, insani talepleri kullanır oldu. Böyle olunca da, bir süre sonra kitleler bütün umutlarını kaybedecek bir sonuç ortaya çıkabilir. Bu da insanlık için büyük bir çöküş olur.

DALGA TÜRKİYE’YE GELİR Mİ? 15 TEMMUZ SONRASI NASIL BİR PROJE UYGULANIR OLDU?

Buradan Türkiye’ye gelebilir miyiz? Gelebiliriz ve mutlaka gelmeliyiz. Ardı ardına darbeler, kuşatmalar, çevrelemeler, iç savaş senaryoları yaşayan Türkiye, belki son büyük saldırıya maruz kalabilir. Bu ciddi bir ihtimaldir. Türkiye durdurulmadan bölgeye yönelik hiçbir proje uygulanamaz, bu açık bir gerçek artık.

15 Temmuz’dan sonra bir başka örgütlenme deneniyor. Siyasi partilerle terör örgütleri, bazı STK ve bazı muhafazakar yapılar aynı cephede toplanıyor. Birbiriyle hiç alakası olmayan siyasi kimlikler tek bir amaç için birleştiriliyor.

Toplumsal psikoloji üzerinde müthiş bir operasyon yürütülüyor, “gerçeğin” anlamını kaybettiği bir toplumsal algı dalgası inşa ediliyor. Yerel seçimlerde İstanbul sonuçları bunun ilk güçlü örneğidir. Ve proje bu kadarla sınırlı değil.

“PSİKOLOJİK ORTAM” YENİ TÜR MÜDAHALE İÇİN HAZIRLANIYOR. HEM DE AÇIK VE PERVASIZCA..

Türkiye, çok büyük bir küresel iddia ortaya koydu. Bu iddiayı içeriden vurmak için hazırlıklar gözümüzün önünde açık açık ve pervasızca yürütülüyor. Böyle bir “müdahale” için “psikolojik ortam” olgunlaştırılmış görünüyor. Belki çok sert bir sınavla daha karşı karşıyayız.

Bence İran’daki durumu tartıştığımız kadar Türkiye’de neler olabileceğine, ne tür bir yeni proje deneneceğine odaklanmak acil bir durumdur. Üstelik bu sefer işin içinde Suud ve BAE destekli muhafazakar kimlikli çevreler de olabilir.

“BU DA NEREDEN ÇIKTI” DEMEYİN SAKIN.“SON BÜYÜK HESAPLAŞMA” HAZIRLIĞI VAR.

“Bu da nereden çıktı” diyenleri duyar gibiyim. Onu diyenler her zaman bu ülkede her şeye geç kalmışlardır. Ne kadar önemsenir, bilmiyorum ama şahsen bu konu üzerinde durmaya devam edeceğim.

Yepyeni bir şeyler denenecek. Buna inanıyorum.

Türkiye, bu “üçüncü küresel dalga”yı nasıl algılar, ne yapar, kendisine yönelen tehditlere nasıl karşı koyar? Türkiye’yi buradan vurma girişimi olur mu? Son büyük hesaplaşma yaşanır mı? Yaşanır… Bir süredir bütün çalışmalar buna işaret ediyor. Kuvvetle muhtemel yaşanacak.

Sırtını millete, gönlünü vatana ver. Bize bu yeter. Bu sefer de hiçbir şey yapamayacaklar.

(YENİ ŞAFAK)

Etiketler:
Share
241 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Sakin yıllar

    14 Aralık 2019 YAZARLAR

    Kuşaklardır Bağdat’ta kumaş ticaretiyle meşgul bir aileye mensup olan Şeyh Muhammed Ârif Cumeylî, dört oğlunu yanına alıp hatıra fotoğrafı çektirdiğinde, sene 1938’di. Irak’ın Enbar bölgesinden Bağdat’a yerleşen Cumeyle aşiretinin üyelerinden Şeyh Muhammed Ârif, kumaş ticareti ve terziliğin yanında, İslâmî ilimlerle de meşgul olmuş, kendi çevresinde “âlim” sıfatıyla tanınan bir isim haline gelmişti. Cumeylî’lerin tek şöhreti ticaretteki dürüstlükleri ve dindarlıkları değildi. O dönemde Irak’ta bütün ağırlığıyla hissedilen İngiliz nüfûzuna karşı...
  • Duvardaki muz ya da şu acayip piyasa

    14 Aralık 2019 YAZARLAR

    Besim Dellaloğlu hocanın ne dediğini anlıyorum elbette. Şöyle yazdı: “Siz sanatı hâlâ eser, yapıt, tual, pentür, malzeme mi sanıyorsunuz? Orada sanat olan muz değil. Koli bandı da değil. Orada sanat olan olay, edim, tavır fikir, provokasyonun ta kendisi. Ve muzcu başardı. Sanatı bir kez daha tartışmaya açmayı başardı. Üstelik hepimizi tartışmaya dâhil ederek. Sanat belki de artık sanatın sınırlarını tartışmaya devam etmeyi de içeriyor. Bir bakıma hepimizi sanat eleştirmeni, hatta sanatçı kılarak…” En azından Trabzon Belediyesi’nin duvara ban...
  • Greta Sendromu ya da Sindirella Masalı

    14 Aralık 2019 YAZARLAR

    Sindirella masalını hepimiz biliriz, birçok kez okumuş ve seyretmişizdir. Rivayete göre, bu meşhur masalın ilk versiyonunun tarihi, Milattan Önce altıncı yüzyıla dayanır. Avrupa’da 500 çeşidi bulunan masalın bildiğimiz son uyarlaması ise Fransız yazar Charles Perrault ve Grimm Kardeşlere ait. Biz, hem Disney hem de Hollywood yapımlarında bu masal senaryosunu dünyanın en çok tutan senaryo kalıbı olarak izledik. Şimdi nereden çıktı bu masal girişi derseniz çok haklısınız elbette! Biz televizyoncuların zihni, bir meslek alışkanlığı olarak hep çağr...
  • İddiaları ve gerçekleştirdikleri arasında İslamcılık

    14 Aralık 2019 YAZARLAR

    İslamcılığı yeni veya yinelenmiş sorular etrafında tartışmaya açan Yetkin Düşünce dergisinin merkezi sorusu İslamcılığın iddialarıyla gerçekleştirdikleri arasındaki fark. Bununla bir muhasebe tutmaya çalışıyor, İslamcı iddialara sahip olanları hesap vermeye çağırıyor, belki kendisi de hesap vermeye çalışıyor. Bu bağlamda benimle gerçekleştirdikleri uzunca söyleşiden, derginin değerli yöneticilerinden müsaadeyle, konuyla ilgili bir kesitle daha baş başa bırakmak istiyorum. İslamcılık Türkiye’de nasıl bir imkan ve zafiyeti içinde barındırmakta...