logo

“İlkesel duruş önemli”, Ahmet Bey!


Ali İhsan Karahasanoğlu
a.karahasanoglu@gmail.com

“Akademisyenden siyasetçi olmaz” deyince kızıyorlar!

Haydi buyrun, Tayyip Erdoğan zorlaması ile siyasete soyunan Prof. Ahmet Davutoğlu’na bir bakalım..

Sadece siyasetçi değil, kestirmeden başbakan bile oldu..

Oldu da ne oldu?

Partiyi bölme yarışında bir “merkez” daha oldu..

Şimdi bir yanına, sabah-akşam dindar insanlara küfreden İsmail Saymaz’ı almış..

Diğer yanına, nazik nazik tahkir etmeyi tercih eden Yavuz Oğhan’ı almış.

Bir de, kendi mahallesinden oldum olası nefret eden Akif Beki’yi..

Dörtlü tekemmül etmiş..

Peki ne konuşmuşlar?

Ne konuşmamışlar ki?..

Oldum olası anlayamadığım, “Pelikan’cılar bildiri yayınladı, Ahmet Davutoğlu istifa etti” muhabbeti ile başlamışlar..

Konuşmadıkları konu kalmamış..

Ama, Pelikan’cı kim, anlatmamış..

(Peşinen söyleyeyim.. Pelikan’cılara atfedilen fiilleri onaylamam mümkün değil.. Onların yayınladıkları iddia edilen bildiri ile bir başbakanın istifasını ise hiç anlamadım, anlamam.)

Ahmet Bey, “Üç tane kimliği belirsiz kişinin bildiri yayınlaması ile başbakanlıkan istifa edecek isen, niye o makama oturdun” sorusuna cevap vermedi..

“Arkasında kimlerin olduğunu, kimden talimat aldıklarını, kimin finanse ettiğini biliyorum” dediği Pelikan’cıları deşifre etmedi..

Niye deşifre etmedi, kimden korktu, korkarak nereye kadar yürüyebilecek, izah etmedi.

“Sansür çok kötüdür ama en kötü sansür otosansürdür” dedi.. Ama kendi yaptığı otosansürün kötülüğünü göremedi.

Otosansürü, sadece Pelikan’cılarla ilgili değil..

Birçok konuda, “Onu herkes biliyor” dedi.. Kim olduğunu belirtmeden, “Bizi mazur görün ifadesini ifade ettiler” dedi.. 3 yıldır niye konuşmadığını izah etmeden, “Bakınız bugün hâlâ 3 yıl siyasette bu bağlamda ilk kez konuşuyorum” dedi.. “Kim yaptırıyor bunu?” sorusuna cevaben “Arife tarif gerekmez. Bunlar biliniyor. Bunlar hissedilebilir” dedi..

Dedi de dedi..

Kendisi onlarca otosansür cümlesi kurup, ardından “Otosansür çok kötü” dedi..

“Ümmet” için otosansür yapıyorsanız, bu güzel bir şey Ahmet Bey.

“Allah rızası” için otosansür yapıyorsanız, bu da güzel bir şey Ahmet bey..

Ama “Zamanı değil, sonra söylerim” diye, şahsi menfaatiniz için otosansür yapıyorsanız..

O çok kötü bir şey, Ahmet Bey..

Bu hatırlatmayı yaptıktan sonra, Ahmet Bey’in bilim adamına yakışmayan “herkes biliyor” gerekçesi ile üstü kapalı geçtiği siyasi cümlelerine de bir şerh koymak gerekir..

Herkes biliyorsa, bir de senin dilinden duyalım da, sansürün en kötüsü olan otosansür belasına boyun eğmediğini görelim, Ahmet Bey..

Ama, Ahmet Bey’de o yürekli çıkış nerede? Sadece söz var.. Sadece sözlerin arasına sıkıştırılan cesaretli gibi görünmek istediğine yönelik çıkışlar var.

Cesaretin kendisi yok..

Kendisini “ben” hastası gören 2010 tarihli Akif Beki yazısına, şöyle cevap veriyor Ahmet Davutoğlu:

“Öfkem geçmedi, çünkü öfkem yoktu. Akademik hayata ve devlet hayatına giren birinin bunun özünde eleştiri olduğunu bilmesi lazım.”

Ne kadar çelişki dolu, ne kadar samimiyetsiz, ne kadar durumu kurtarmak isterken ikircikli tavırların zirve yaptığı bir cevap!..

O konuyu açmazsanız, açıldı ise cevaplamazsanız, daha itibarlı bir kimlik sergilemiş olursunuz.

Ne demek, “Öfkem geçmedi çünkü öfkem yoktu.”

“Öfkem hiç olmadı ki, geçsin” diyebilirsiniz..

Ama “Öfkem geçmedi” deyip, ardından durumu kurtarmaya çalışıyorsanız..

Samimiyette sınıfta kalırsınız Ahmet Bey..

Bir de, bu cevabın devamında Ahmet Bey, “Esas olan sizin o tutum karşısındaki ilkesel duruşunuzdur” demez mi?

Hayretlere garkoldum..

Muhatapları otosansür yapıp, sormamış, biz soralım: “İlkesel duruşunuz nedir, Ahmet Bey?”

Bir başkasının Emevi Camii’nde namaz kılacağı taahhüdünü hatırlatıp, “Onu herkes biliyor, ben demedim” diyorsunuz da.. Haydi onu anladık da..

Peki..

“İlkesel duruş önemli” dediğiniz Akif Beki’nin 2010 tarihli yazısındaki, size atfedilen, “Yakında Kudüs başkent olacak, demiş. Ve hep birlikte gidip Mescid-i Aksa’da namaz kılacağımızı söylemiş” ifadelerine karşı, sizin ilkesel duruşunuz nedir, Sayın Davutoğlu? (Sayın Davutoğlu, “Biz bu cümleyi kurunca, FETÖ’cüler kafayı çıkardı, ölümüne bizimle mücadele etti, ve başaramadık” deseydi, ben de kendisini takdir ederdim.)

“De ki” sıfatlı Beki’ye, ben şahsen katılmıyorum..

Davutoğlu’na atfedilen o cümledeki söylemi sorunlu bulmuyorum..

Ama..

Sizin bu söyleminizden dolayı, “Panislamizm hortladı diyecekler” tehdidi yapan Akif Beki ile karşı karşıya oturup, “ilkesel duruş” eksikliğinizi de anlayamıyorum..

Akif Beki için söylediğiniz, kendinizi Mevlana gibi gösteren “Ben ona yönelik kalbimde bir eleştiri beslersem, onda değildir, benim kalbimdedir yanlışlık” sözünüzü, keşke, sizi başbakanlık koltuğuna oturtan Tayyip Erdoğan’dan esirgemeseydiniz de, “yanlışlığın” nerede olduğunu tam anlasa idik, Ahmet Bey..

Akif Beki’nin 2010 yılındaki bel altı vuruşları için kullandığınız, “Niyetine güvendikten sonra tahammül esastır” nezaketini, bir de Tayyip Erdoğan’a göstermeyi deneseydiniz de, niyetinizin “tahammül” mü, yoksa “Kendinize ağır hakaretleri yapanlarla, Erdoğan’a çelme takmak için işbirliği” mi olduğunu öğrense idik..

“Bütün gazetecilik hayatı bana ağır hakaret yazanlarla da bugün oturup konuşuruz” demenizin arkasında, nasıl bir “ilkesel duruş” yatıyor, anlatsaydınız da, bir talebe gibi dinlese idik, Ahmet Bey..

Tanımlamaya bakın..

Adamın bütün gazetecilik hayatı.. Size ağır hakaretler için dizayn edilmiş?

Böyle birisi var mı, onu da bilmiyorum ama..

Onunla oturup konuşma!..

Bu bir beyin fırtınası değil ise, sizin mahalledeki insanları devirmek için, kirli bir ittifak teklifi olmasın, Ahmet Bey?

Şu cümle ile bitireyim, nasıl bir “ben” ile karşı karşıyayız anlayın.

Ahmet Bey, Başbakanlık’tan istifa sürecinin sonrasındaki başkanlık sistemine geçişi bakın nasıl yorumluyor:

“Son derece özünden koparılan bir başkanlık sistemiyle Türkiye’nin yüzde 50+1’e muhtaç edilerek yürütme erkinin, gizli-açık bir koalisyonlara zorlanmak gibi bir senaryonun çıkması için benim devre dışına bırakılmam gerekiyordu.”

Ne büyük bir iddia.. Kendinde ne büyük bir güç vehmi!

Ahmet Bey olsa imiş, başkanlık sistemine geçilemezmiş..

CHP’nin önleyemediği geçişi, halkın verdiği oylarla gerçekleşen geçişi, Ahmet Bey, oturduğu yerden işgal ettiği başbakanlık koltuğunda önlermiş.. Önleyeceği için de, çaktırmadan tasfiye edilmiş!

Aman Ya Rabbi! Ne büyük bir ego bu!

(YENİ AKİT)

Etiketler:
Share
165 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • AK Parti’nin altını kim oyuyor?

    13 Aralık 2019 YAZARLAR

    Twitter'dan tanıdığım Abdullah Naci, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hakaretten dün savcılığa ifade vermiş. 19-12/13/edde.jpg Suçlandığı şey de şu paylaşımı: "Atletli Kılıçdaroğlu resimlerinden sıkıldım bir, ihramlı Erdoğan resimlerinden sıkıldım iki, mayolu Atatürk resimlerinden sıkıldım üç.." Üçünden de hoşlanmayabilirsiniz ama sıkılamaz mı, sıkılmaya ve belli etmeye hakkı yok mu? Neresinde, nasıl bir hakaret suçu var Allah aşkına bunun? Takip ettiğim kadarıyla AK Parti camiasının da yabancısı değil bu arkadaş. İçeriden biri... Söyleyi...
  • “AYM’nin bypass edilmesi Kavala kararından çok daha önemli bir sonuç doğurur”

    13 Aralık 2019 YAZARLAR

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Osman Kavala’nın tutuklanmasının hukuki değil, siyasi olduğuna, 657 sayfalık iddianamenin boş olduğuna ve “derhal tahliye” edilmesine karar verdi. Kavala davasının AİHM’den döneceği sürpriz değildi. Keşke Kavala hakkında “derhal tahliye” kararını veren Anayasa Mahkemesi olsaydı, Bireysel Başvuru hakkı tam da bu amaçla, ülkemizin vatandaşları yargı mağduriyeti yaşadıklarında haklarını aramak için AİHM’e gitmek zorunda kalmasınlar diye getirilmişti. Geçmişte yaşadığı mağduriyetler için AİHM’e giden dönemin...
  • Ekonominin çocukları

    13 Aralık 2019 YAZARLAR

    Ekonominin üç oğlu var. Aslında yanlış söyledim. Ekonomi anasının gözü. Bir sürü meşru ve gayrı meşru çocukları var. İkide bir karşımıza çıkıyor. Kimi kız, kimi oğlan. Kimisi iyi, kimisi kötü. Bu sıralar daha çok kötülerle karşılaşıyoruz maalesef. Fakat bugün bahsini etmek istediğim üç erkek çocuk. Üç hiperaktif oğlan. Biri döviz. Dövizden bahsederken ‘Dolar’ diyeceğim, nüfustaki adı dolar, göbek adı Euro. Biri enflasyon. Biri de faiz. Devletler, daha doğrusu, Türkiye’den bahsettiğimize göre hükümetlerimiz bunlarla...
  • Gençler nasıl bir gelecek hayali kurabilir ki…

    13 Aralık 2019 YAZARLAR

    Geçenlerde bir arkadaşımın iyi bir üniversitede okuyan oğluyla konuşurken yüzündeki mutsuzluğu görünce “Türkiye’nin en iyi okullarından birisinde okuyorsun, daha yolun başındasın nedir bu halin, seni gören de hayallerini-umutlarını kaybetmiş sanacak” diyerek sitem ettim. Biliyorum ki üniversiteye girmeye hazırlanırken kendi geleceği ve Türkiye’ye ilişkin müthiş hayalleri, umutları vardı. Peki ne olmuştu da bugün yüzünde umutsuzluk rüzgarları esiyordu? Dedi ki “Mehmet amca Türkiye’nin geleceğini göremiyorum, Boğaziçi’nde ve iyi üniversitel...