logo

15 Mayıs 2019

İçerdekiler ve dışardakiler


Ahmet Taşgetiren
a.tasgetiren@gmail.com

Bugün farklı, ilginç, belki sarsıcı bir konuyu yazmak istiyorum.

Şöyle başlayayım: Bugün, yani bu Ramazan günü, dünyada cezaevlerinde en çok Kur’an okunan, oruç tutulan, namaz kılınan ülke hangisidir, diye baksanız, Türkiye’yi görürsünüz, Mısır’ı, Suudi Arabistan’ı, Suriye’yi görürsünüz.

Bu, cezaevindeki insanlar oraya girdikten sonra ıslah olmuşlar da namaz kılmaya, oruç tutmaya, Kur’an okumaya başlamışlar anlamına gelmiyor. Şöyle ki, bu insanlar dışarda iken de namaz kılıyor, oruç tutuyor, Kur’an okuyorlardı, bir sebeple cezaevine düştüler.

Mısır’ı, Suriye’yi, Suudi Arabistan’ı tahmin edebilirsiniz.

Peki Türkiye’de ne oluyor?

Şimdi bu burada dursun. Bir başka meseleyi ele alalım.

***

Bir ara eski Cumhurbaşkanlarından Süleyman Demirel, İslam ile laik düzen arasındaki ihtilafa kafa yormaya başlamıştı. O dönemde şöyle diyordu: Kur’an’a baktığımızda 263 “Ahkam ayeti-İçinden toplumsal hayatı düzenleyen kurallar çıkarılan ayetler” olduğunu görürsünüz. Bunlarda bile bir kısım laik düzenleme ile suç sayılan eylemler din tarafından da suç sayılıyor, belki sadece cezaları farklılaşıyor. Demirel, bunlarda, diyelim ulema tarafından bir uyum sağlanırsa İslam’la laiklik arasındaki gerilim biter, dolayısıyla Türkiye gibi bir İslam ülkesinin ana gerilim alanlarından biri sulha kavuşur, diye düşünüyordu.

Aslında sanırım Demirel’in kafasında da, laikliği özümsemiş olmasına rağmen, bir Müslümanın laik hukukla yönetilince ahiretteki sorumluluğu ne olur endişesini anlama çabası vardı.

Şu an Türkiye’yi dindar bir kadro yönetiyor. Eminim bu kadro da hem kendi hayatları açısından hem de uyguladıkları kanunların niteliği açısından bir “Ahiret kaygısı” taşıyorlardır. En azından Demirel’in dediği, Kur’an’daki ahkam ile kurulu düzenin suç saydığı-saymadığı şeyler arasında bir değerlendirme yapıyorlardır. Yapmaları beklenir. Bunu Sisi’den, Beşşar’dan bekleyebilir miyiz, ama sanırım Suud Kralı’ndan, ya da Tayyip Erdoğan’dan bekleriz. Neden böyle bir ayrım yaptığım sanırım anlaşılıyor.

***

Şimdi gelelim bizim cezaevlerine… Burada Kur’an okuyan, namaz kılan, oruç tutan insanlara…

Sayıları 31 bini mi buluyor? 511 bin kişiye de dokunulmuş, yani cezaevine girmemişlerse bile, mesela KHK ile ihraç edilmişler, ya da soruşturmaya tabi tutulmuşlar.

Malum bunlar “FETÖ ile iltisaklı” insanlar… Bunun yanında Furkan Vakfı yöneticisi Alparslan Kuytul ya da Tevhid Dergisi cenahında Halis Bayuncuk var…

Bir kere darbe ile bir şekilde ilişkili bulunan, soru çalan, yargıda, emniyette görevleri suiistimal eden, şiddet kullanan, ya da bu tür suçları organize eden, yani her düzende suç olan işleri yapanlar için “Çeksinler cezalarını” demekten başka yapılacak bir şey yok.

Ama içerdeki insanların ne kadarı darbe ile ilişkili, ya da soru çaldı?

“Örgüt var” dedik, onu “Terör örgütü” olarak niteledik ve “irtibat-iltisak” bağlantılarını suç saydık, insanları içeri aldık. Çocuğunu dersanesine gönderen, Bank Asya’ya para yatıran, ev abisi ya da ablası olan, örgütle ilintili olduğu varsayılan şu veya bu derneğe üye olan, Kimse Yok mu derneğine yardım yapan, birilerinin “FETÖ’cü” diye ihbar ettikleri, daha ötede telefonunda sadece ByLock olan insanlar, o telefonun içeriğine bakılmaksızın suçlandılar, içeri alındılar.

Halis Bayuncuk El Kaide’li, DEAŞ’lı diye suçlandı, Alparslan Kuytul DEAŞ, El Kaide, PKK, vs diye türlü-çeşitli örgüt bağlantısı ile suçlanıyor. Tevhid Dergisi mensuplarını dinledim, “Biz sadece Hanbeli mezhebine bağlıyız. El Kaide’ye operasyon yapılması gerekti, biz hedef alındık” diyorlar.

Soru şu: Dindar bir siyasi kadronun dindar topluluklara karşı suç saydığı şeylerle, laik bir kadronunki arasında fark olur mu?

Yeniden yazayım: Darbe girişimi gibi, soru çalmak gibi, bunları organize etmek gibi işleri yapanlar, çeksin cezalarını.

Ama sadece o yapının şu veya bu dini faaliyetinde rol almak hangi dini yaklaşımla suç sayılıyor?

Eskiden Risale-i Nur okuyanlar derdest edilirdi. Kitap okumak suç sayılırdı.

31 bin kişi içerde, diyorum. Hangisi, hangi reel suçtan dolayı içerde?

Dindar yöneticilere, “Bu insanların bir tekine bile haksızlık yapılmışsa Adl-i İlahinin onu soracağı” hatırlatılabilir. Bunu anlarlar diye düşünülür çünkü. Bir tek mazlumun bile. Ben, hükümet ilk elde 50 bin kişiyi ihraç ettiğinde “Bunların teker teker her birinin suçlu olduğu belirlendi mi? Sorumluluk sahipleri bundan emin mi?” diye sormuştum.

Hayreddin Hocama, Faruk Beşer Hocama, bir de Taha Bey’e sorayım istedim. “Buralarda kul hakkını hesaba katmak lazım mı?” Dindar siyasi kadroların her yaptıkları İslami açıdan ya da hukuki açıdan kabule şayan mıdır?

Cezaevlerinde en çok Kur’an okunan, namaz kılınan, oruç tutulan ülke… ülkeler… Ne garip İslam ülkeleri…

(KARAR)

Etiketler:
Share
242 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Haccın imkânları

    17 Ağustos 2019 YAZARLAR

    Bir hac daha sona erdi. Suudi Arabistan resmî makamlarının yaptığı açıklamaya göre, 2019 haccına iştirak edenlerin sayısı 2 milyon 489 bin 406. Hac vizesi dışında başka yollarla Mekke’ye giriş yapanların dâhil edilmediği bu rakamın yüzde 55,65’ini erkekler, yüzde 44,35’ini ise kadınlar oluşturdu. Bir milyon 855 bin 27 kişi yurtdışından gelirken, 634 bin 379 kişi de Suudi Arabistan sınırları içinden hacca katıldı. Hacıların yüzde 93’ü hava yoluyla, yüzde 5,2’si kara yoluyla, kalan kısmı da deniz yoluyla Hicaz’a ulaştı. Söz konusu rakamlar, Su...
  • Kuzey İslamının çıkış yolu: Doğal tarım

    17 Ağustos 2019 YAZARLAR

    Aslında bugün Hatay’da mezar taşlarını kırıp üzerine “Geleceğiz! Biz İslam devletiyiz” yazan tuhaflıkla ilgili de yazmak istiyordum ama sonra dedim ki kendi kendime: “Bu tuhaflığı ortadan kaldırmanın yegâne yolu olan Kuzey İslamı dediğimiz meseleyi övmeye başladığında da bu sefer Türklüğünü Müslümanlığı ile bir türlü eşitleyememiş, Türklüğünü Müslümanlığa bir türlü içkin hale getirememiş adamların el ovuşturmaları hoşuna gitmeyecek.” Fakat ne gam! Yine de diyeceğimi demiş olayım. Biz Türkler “kendimize mahsus bir din kültürü” oluşturmayı baş...
  • İtfaiye mi ateş mi…

    17 Ağustos 2019 YAZARLAR

    Churchill, “Niye eleştiriyorsunuz” diye sorana “İtfaiye ve ateş arasında bîtaraf kalamam” dermiş. Biz ise değil tarafsız kalmak ateşi tutuyoruz neredeyse! … Toplumun her kesiminde hatta çağın insanında yaygın olan bu ‘kendinden emin olma’, ‘her şeyin ölçüsü olarak kendisini görme’ hali ruhumuza sirayet etmiş durumda. Öyle ki, ortak bir paydada buluşamayan ülke insanımız bu ruh halinde buluşmuş sanki. Ortak kodlarımız nihayet ortaya çıkmış.Bayram sohbetlerinde farklı farklı kesimlerde tespit ettiğim tek ortak nokta da bu ‘kendinden eminlik...
  • Arap Birliği’nin bir Arap politikası var mı?

    17 Ağustos 2019 YAZARLAR

    Türkiye ve ABD arasında Suriye’nin kuzeyinde oluşturulmasında mutabık kalınan barış koridorunun öncelikle Suriye halkı için güvenli bir alan oluşturması bekleniyor. Bu güvenli alan sayesinde Suriye halkını hem Esad’ın sivil-silahlı ayrımı yapmadan kendi halkına karşı uyguladığı katliamlara karşı bir koruma sağlayacak hem de terör gruplarının cirit atamayacağı ve yine Suriye halkını tehdit edemeyeceği bir bölge oluşturulmuş olacak. Mevcut durumda ABD desteğini alarak, ABD tarafından şımartılmış olan PYD bölgede hem Araplara yönelik etnik temi...