logo

21 Ekim 2019

Hamasetten kiyasete


Taha Akyol
t.akyol@gmail.com

20Barış Pınarı harekatının ABD ile anlaşmalı olarak durdurulması iyi mi oldu kötü mü?

Önce şunu belirteyim; “kiyaset” akıllılık, basiret demek. Kadim kültürümüzde çok kullanılırdı. Bir süredir hamaset, ne kadar kiyasetimiz varsa onu da eritiyor.

Ama en akılalmaz hamasetlerden sonra bile yine kiyasete dönme ihtiyacı doğuyor.

‘TOKAT GİBİ CEVAP’

16 Ekim salı günü, Mike Pence ve beraberlerindeki heyetin gelmesi bekleniyordu. Sky News muhabiri Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sordu:

“Amerikan delegasyonu geliyor, bunun için endişeli misiniz?”

Canlı yayında Erdoğan’ın cevabı:

“Niye endişeli olayım. Ben dimdik ayaktayım. Onlar karşıtlarıyla görüşecek. Ben Trump geldiği zaman konuşurum.”

Ve ânında iktidarın bütün yayın organlarında flaş manşetler:

“Başkan Erdoğan’dan Sky News muhabirine tokat gibi yanıt: Ben Trump geldiği zaman konuşurum.”

Ve aradan bir saat geçmedi, İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un açıklaması geldi:

“Sayın Cumhurbaşkanımız, Ankara’da bulunan ABD heyetini kabul etmeyeceklerini ifade etmişlerdir. ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ve beraberindeki heyetin yarın kabul edilmesi planlanmaktadır.”

Erdoğan belli ki kararlılık ifade etmek istemişti, fakat kiminle görüşeceği konusunda canlı yayındaki sözleri bir ‘sürç-i lisan’dı, diplomatik sorunlara yol açmasın diye Beştepe’den düzeltilmişti…

AŞIRI DOZ

Haberi olduğu gibi vermek varken niye “tokat gibi” nitelemesi yapılır?

Güç, heybet, üstünlük psikolojisinden.

Erdoğan’ın defalarca “Osmanlı tokadı” terimini kullandığını biliyoruz.

TRT’deki İngiliz elçisini “tokatlayan” Abdülhamid kurgusu da aynı hamasi siyasetin ürünüdür.

Osmanlı coğrafyasına atıflar… “Gönül coğrafyamız” diyerek bugün bağımsız ve eşit devletlerin sayılması… Suriye’yi anlatırken “terörle mücadele” gibi doğru ve hukuki bir tanımla yetirmeyip Erdoğan’ın konuşmalarında Selahaddin Eyyubi’nin kabri gibi referanslar…

İfade edilmeyen bir ‘eski topraklar’ özlemiyle “2.5 milyon metrekare olan topraklarımızın büyüklüğü Lozan’da 700 bin metrekareye düştü” (bazen 1.5 milyon diyorlar!) şeklindeki yaygın söylemler…

Halbuki Sevr’de karar verilen bağımlı 350.000 kilometre kareden, Lozan’da bağımsız 700 bin, Hatay’ın katılımıyla 780 bin kilometreye kareye çıkmıştık.

Elbette bütün büyük tarihi olaylar anılır; Malazgirt, Fetih, Preveze, Çanakkale Milli Mücadele… Fakat “tarih” olarak anılır ve anılmalı…

Batı’da böyle yapılır; tarihte kaldığı gösterilerek, bugün yeniden düşmanlıklara yol açmaktan sakınarak yapılır.

Ama “tarih”te kalmayıp bugün uygulanan siyasetlere hamasi referanslar katmak, evet kitleleri coşturuyor, oy getiriyor ama rasyonel olması gereken siyasete aşırı dozda hamaset katılması diplomaside sorunlara yol açıyor.

Yaşayan en saygın tarihçilerimizden Şükrü Hanioğlu o coğrafyaların Türkiye’yi “emperyal ihtiraslara sahip tehdit” olarak gördüğüne dikkat çekerek bir uyarı yazısı yazmıştı, önemle tavsiye ederim. (Sabah, 23 Ekim 2016)

O coğrafyalarla ilişkilerimiz tarih referanslarına değil jeopolitik, iktisadi ve siyasi referanslara ve eşitlikçi bir dile dayanmalıdır.

Milliyetçi özlemlerimiz her alanda çağdaş gelişmiş ülkeler düzeyine çıkmaya odaklanmalı, dilimiz bunu konuşmalıdır.

ABD İLE ANLAŞMA

ABD’ye de “ömürlerinde hiç Osmanlı tokadı yememişler” diye tepki gösterdiğimiz bile oldu. (13 Şubat 2018)

Ama Barış Pınarı’nın 10. Gününde ABD ile anlaştık, harekatı durdurduk.

13 Maddelik bu anlaşma zafer mi, hezimet mi? Erdoğan’ın cevabı şu:

“Görüşmeler sonunda geldiğimiz aşamayı zafer ya da mağlubiyet gibi değerlendirmeyi doğru bulmuyorum. Özellikle devlet arasında bir zafer şeklinde değerlendirmek yanlış. Teröre karşı zafer.”

ABD ile bu anlaşma isabetli olmuştur. Barış Pınarı askeri olarak da diplomatik olarak da iyi yürütülmüştür.

Trump yazdığı o çirkin mektupla kendi ülkesinde bile alay konusudur; Erdoğan’ın bunu sorun yapmayıp söz konusu anlaşmayı sağlaması, ABD ile ilişkilerin gelişeceğini de vurgulaması isabetlidir.

Onun için “hamasetten kiyasete” diye ümitlendim, tabii ne kadar sürer ayrı mesele.

Teröristler salı gününe kadar tamamen çekilse ve anlaşma tümüyle gerçekleşse bile Suriye’de hâlâ önümüzde ağır sorunlar ve riskler var. Bunları yazıyorum, yine yazacağım…

O sorunların çözümünde Türkiye hamasetle değil, ancak kiyasetle olumlu gelişmeler sağlayabilir.

(KARAR)

Etiketler:
Share
136 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Sofrayı melekler mi beklermiş?

    17 Kasım 2019 YAZARLAR

    Gülliver Cüceler Ülkesinde. Ne zaman okuduğumu bile hatırlamıyorum. İlkokul yılları olmalı. Gülliver’in bir saati var. Liliputlular, o saatin, Gülliver’in tanrısı olduğunu düşünüyorlar. Neden öyle düşünüyorlar? Çünkü Gülliver Liliputlulara, “Ona bakmadan hiçbir işe başlamam” gibi bir laf etmiş. Benim aklımda öyle kaldı. Şimdi kitabı bulup cümlenin aslı nasıldı diye kontrol etmem imkansız. Gülliver’i 1968 yılında okuduysam, akıllı telefonlar da internetle birleşerek 2000’lerin başında piyasa girdiyse, demek ki akıllı telef...
  • Mehmet Genç anlaşılmazsa…

    17 Kasım 2019 YAZARLAR

    Mehmet Genç’i tanıtmaya gerek var mı? Hele sayın Cumhurbaşkanı’na tanıtmaya gerek var mı? 2015 yılında bir hafta arayla iki kere onun elinden ödül almış bir isim Mehmet Genç. 2015 Yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri kapsamında, sosyal bilimler ve tarih alanında, ve Uluslararası Akademi Ödülü kapsamında, Sosyal ve Beşeri Bilimler kategorisinde, ödülünü bizzat sayın Cumhurbaşkanının elinden almış bir isim. O törende ödül alan bilim adamları için Cumhurbaşkanı’nın kurduğu cümle şöyle: “Kökleri bu toprakların derinlerine uzan...
  • Üniversite’yi hacizle boğmak!

    17 Kasım 2019 YAZARLAR

    İstanbul Şehir Üniversite’nden bahsediyorum tabii. Hepimiz ülkemizde yaşanan garabetleri, keyfi tasarrufları her gün görüyoruz. İktisat tarihçiliğimizin büyük isimlerinden Mehmet Genç hocamızın feryadını okuduğumda büsbütün içim yandı. Hocaların hocası Mehmet Genç, bizim üniversitelerimizde genelden Batı’dan bilgi aktarıldığını, “yeni bilgiler üretme”nin nadir olduğunu belirterek şöyle diyor: “Şehir Üniversitesi yeni bilgiler meydana getirmek üzere 10 senedir bu yöndeki sebatı ısrarla sürdüren bir üniversitedir. Bilgilerimize yenilerini katm...
  • İmanın tabiatı ve imancılık

    16 Kasım 2019 YAZARLAR

    İman dinî-ahlâkî tecrübenin medarıdır. Bu yüzden, imanın tabiatı adamakıllı biçimde irdelenmesi gereken bir konudur. İslam kelam geleneğinde iman “tasdik” kavramına bağlanarak tanımlanır. Fakat tasdik denen şey, imandan ziyade, aklın ve akıl yürütmenin çok işlevsel olduğu ve belirleyici denebilecek bir rol oynadığı önermesel inançla alakalıdır. Kaldı ki iman kelimesinin tasdik manasına geldiği yönündeki hâkim görüş, İbn Teymiyye’nin de uzun uzadıya anlattığı üzere sağlam bir lisani temele dayanmamaktadır. Gerçekte iman, Arap dilindeki kelime kö...