logo

Gazeteciye dayakta yoktular, raporda kafayı çıkarttılar!


Ali İhsan Karahasanoğlu
a.karahasanoglu@gmail.com

Gazeteciler Sendikası..

Sözümona, gazeteci emekçilerin kurduğu sendika..

Daha bir ay önce, haber müdürümüz Murat Alan’a, dört eşkiya sopalı-bıçaklı saldırı yaptığında, bu sendika bir açıklama yaptı mı?

Yapmadı..

Önceki gün ise..

Bırakın açıklama yapmayı..

Bir de şikayet dilekçesi hazırlayıp, savcılığa vermişler.

Ne için?

SETA’nın, Türkiye’deki bazı gazetecilerin, hangi kirli ilişkiler içinde olduğunu deşifre eden raporunu hazırlayanların cezalandırılması için.

Korku büyük anlaşılan..

Ödleri kopmuş..

Ya gerçekler ortaya çıkarsa.

Ya rapor, kamuoyunda yankı bulursa..

Ya, sendikanın gerçek yüzü anlaşılırsa..

Gazeteciler dövüldüğü zaman, sopalı saldırıya uğradığı zaman görünmeyen sendikanın, üç satırlık rapor hazırlandığında, “Gazetecilere laf söyleyenler hapse atılsın” diyecek kadar ilkesizleştikleri görülürse..

“Ayvayı yeriz”’ diye düşünmüş olmalılar..

Gerçekten de öyle..

Gazetecinin kafasına, sopa ile vur..

Sendikadan ses yok.

Üç sayfalık raporda, bazı gazetecilerin ilkesizliğini belgele..

Sendika hemen açıklama yapsın. Savcılığa koşsun..

Bu ilkesizlik değil de, nedir?

Riyakârlık değil de nedir?

SETA’nın raporunda, bu sendikanın yöneticileri var mıydı bilmiyorum.

Yoksa, bunlara da bir rapor hazırlayıversinler..

Kafayı çıkarttıklarına göre..

Bu işin organizatörlüğünü de, onlar yapıyor olmalılar..

Raporda ismi geçenlerden çok..

Sendika itiraz ettiğine göre..

Raporda ismi geçenleri de, bunlar örgütlüyor olmalılar..

**

Sadece gazeteciler sendikası mı sorun?

Hayır..

Sorsak, “Biz anayasal bir kuruluşuz” diyen barolar da aynı kafada..

İstanbul Barosu da, SETA’nın raporu üzerine, hemen bir açıklama yapmış..

“SETA Raporu İfade ve Basın Özgürlüğüne Yönelik Bir Tehdittir” başlığı ile döktürmüşler..

Gazeteciye, beyzbol sopası ile saldırmak, basın özgürlüğüne yönelik bir tehdit değil midir?

Değildir ki, Murat Alan’a saldırıldığında, tınlamadılar..

Şimdi..

Amerika’nın sesi olmaya çalışan.

İngiltere’nin kulağı olmaya çalışan..

Almanya’nın gözü olmaya çalışan gazeteciler deşifre ediliyor diye, hemen itirazı yapıyorlar..

Size ne, gazeteciler arasındaki tartışmadan, baro yöneticileri?

Size bir şey söyleyen var mı?

Seçimde CHP adına ölümüne çalıştınız..

“Bir baro, bir parti adına çalışamaz” diyen bir kamu görevlisini gördünüz mü?

Kapınıza dayanan, Adalet Bakanlığı’ndan bir yetkili, “CHP’nin siz paralı avukatı mısınız? Size ne, CHP seçimi kazanmış veya kazanmamış.. Siz İstanbul Barosu musunuz, yoksa CHP borusu musunuz” dedi mi?

Demedi..

Onlar da meydanı boş bulmuşlar..

Amerikancı gazeteciye laf söylendiğinde, hemen kafayı çıkartıyorlar..

İngiltere sempatizanı muhabirin yaptığı açığa çıkartılınca, hemen savunmaya geçiyorlar..

Alman uşaklığı ispatlanan yazı işleri müdürü gösterildiğinde, hemen açıklama yapmaya koyuluyorlar..

Böylece, defterlerindeki vukuat sayısı da artıyor..

Devletin görevlileri, bir gün kapılarına dayandığında, ellerinde hayli kapsamlı bir dosya olacak..

Soracaklar baro başkanına: “İfade özgürlüğüne inandığınız için gazeteciler hakkındaki raporu eleştirdi iseniz.. Raporu yazanların ifade hürriyetine niye saldırdınız?”

Baro başkanı hemen cevabı yapıştıracak: “Biz de açıklamamızda, dedik ya” diye başlayacak ve açıklamalarındaki şu cümleyi gösterecek:

“Rapor, objektif değerlendirmeler taşısa, bu değerlendirmeler üzerinden -subjektif olsa dahi- sonuçlar üretmiş olsa, tarafımızca yapılacak değerlendirme, SETA’nın da ifade özgürlüğüne saygı yönünde gelişirdi. Ancak, basın dünyasının ne iş yaptığını bildiği kuruluşların ve o kuruluşlardaki gazetecilerin -tek tek isimlerini de sıralayarak- yapılan ihbar nitelikli ifadeler, bu raporu bir “fezleke” niteliğine büründürmüştür.”

Ne güzel dünya bu!

İstanbul Barosu, kimin subjektif, kimin objektif değerlendirmeler yaptığına, oturduğu yerden karar veriyor..

Basın dünyasında, kimi kuruluşları, “ne iş yaptıkları biliniyor” diye allayıp, pullama görevini üstlenmiş..

Hani açıkça demiyor ama.

Demek istediği şu:

“Bizim korumamız altındaki mandacı gazetecilere laf söylerseniz, biz Anayasal bir kuruluş olduğumuza bakmaz, objektif davranış zorunluluğuna riayet etmez, tokadı yapıştırırız.”

Başka bir izahı olabilir mi, bu denli politize olmanın..

Yarın bir gazeteciye yapılan saldırı ile, bir başka gazeteciye yapılan saldırıyı da benzer bir kafa yapısı ile, farklı değerlendirmelere tabi tutabilir, bu baro!

“Akit mi? Onlara dayak serbest” diyebilir.

“Birgün gazetesi mi? Onlar bizim tayfadan. Onlara değil fiziki saldırı, sözle eleştiri bile getiremezsiniz” diyebilir..

Bunun müjdesini şimdiden vermişler zaten..

Aynı açıklamada, öyle tezatlara imza atılmış ki..

Ben “lütfen” diyeceğim..

Ama siz, kendinize hakim olamayıp, “Ohaaa” bile diyebilirsiniz..

Niye mi?

Bakın ne deniyor, baro açıklamasında:

“Raporun, kişisel verilerin hukuka aykırı olarak ele geçirilmesi, kaydı ve iletilmesinin ihlali gibi yasaların suç saydığı eylemleri içerdiği de Baromuz tarafından tesbit edilmiştir.”

Affedersiniz, siz raporda suçlanan isimlerin özel avukatı mısınız?

Kişisel veri, hukuka aykırı.. Ne bunlar?

Size ne bunlardan?

Siz, iftira boyutunda bir şey varsa, onu söyleyin.

Ama..

Ülkesini satan birileri varsa..

“Hukuka aykırı delil toplanmış” mavalı ile, hainleri savunmaya kalkmayın..

Kimbilir, belki devletin yetkilileri.. O delilleri hukuka uygun olarak toplamış olabilir..

Hem şüphelilerin.. Hem de baronun hainlere kalkan olmak isteyen yöneticilerinin önüne koyabilir..

O zaman ne der, baronun yönetim kurulu üyeleri?

“Bu açıklamaları, bizim başkan yapıyor. Biz o tarihte İstanbul’da bile değildik” ile, kendilerini kurtarabilirler mi?

Hiç sanmam!

(YENİ AKİT)

Etiketler:
Share
51 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Bireyleşme, kadın erkek ve tarikatlar

    13 Ekim 2019 YAZARLAR

    Demek ki, kişinin birey olduğunun farkına varmasıyla tek adam olma anlamında bireyselleşmesi farklı şeylerdir. Bat’ıda Aydınlanma dedikleri şey beraberinde bu aşırı bireyselliği getirdi. Kilisenin dogmatik bilgileriyle yetinmek zorunda bırakılan Batılı için Aydınlanma kaçınılmazdı. O birey olduğunu ancak bu yolla fark edebildi. Ama aydınlanma ‘insanın aklının dışında bir rehber kabul etmemesi’ diye anlaşılınca Batılı birey biraz fazla aydınlanmış olacak ki, gözleri kamaştı, kendinden başka otorite göremez oldu. ‘Aydınlanma’ deyince elbette Bat...
  • Sana bunu nasıl anlatsam?

    13 Ekim 2019 YAZARLAR

    Modası çoktan geçmiş bir adamım ben. İkindiden sonra güzel bir bahçe bulduysam, hele de mevsim yazsa, şöyle bir içlenip “Allah” derim. Çünkü bilirim ki Allah’tır O. Allah’ı bilirim. Rabbi bilirim. Rızkı bilirim. Şükür etmeyi bilirim. “Ne veriyorsan bana razıyımdır ben ona” demeyi alışkanlık haline getirmişimdir. Modası çoktan geçmiş bir adamım ben. Biri gerçekten bir derdini anlatıyorsa dinlerim onu. Önemli bir mesele konuşulduğunu düşünüyorsam cep telefonuna gitmez elim. Çoğunlukla bağlanmasam da olur internete. Sokaklara bağlanmasam olmaz ...
  • Barış Pınarı’nın anlamı

    13 Ekim 2019 YAZARLAR

    Barış Pınarı Harekâtı’nın başlangıcından bu yana dünyanın her tarafından aykırı sesler duyulmaya başladı. Türkiye’nin halen yürütmekte olduğu Fırat’ın doğusuna yönelik barış harekâtı Türkiye açısından güney sınırlarımızın güvenliğini gerçekleştirme bağlamında bir anlam taşıyor. Türkiye ile aynı kulvarda yer almayanlar ise bu olayı kendine göre değerlendirmeye girişiyor. Türkiye karşısında hasmane tutumu benimseyen ülkeler bizim için barış çabasından ibaret olan bu harekâtı savaş diye niteleyebiliyor. Ülke içinde de doğrudan telaffuz etmek...
  • Barış Pınarı oyunbozan harekettir

    13 Ekim 2019 YAZARLAR

    Küresel sermaye ile bu sermayeye büyük ölçüde hâkim içeride ve dışarıdaki İsrail’in hizmetçisi olan ABD komünizmin yayılması tehlikesine karşı Yeşil Kuşak projesini; yani sözde İslâm’ı destekledi. 1990’lardan sonra Sovyetler dağılıp sözde komünizm tehlikesi ortadan kalkınca, İslâm’a verdiği destek stratejik olduğu, samimi olmadığı, kullanma niyetine bağlı bulunduğu için geçici desteği terk ederek asıl projesi olan BOP’u devreye soktu. 1 Mart 2003’te meş’um tezkere reddedilince artık Türkiye’ye ve Erdoğan’a karşı açık-kapalı vaziyet alma d...