logo

09 Haziran 2019

Feminizm bir hak arama yolu değil, istismar aracı kılınan bir ideolojidir


Faruk Beşer
f.beser@gmail.com

Feminizm en sade ifadesiyle kadıncılık demek. Kadın haklarını savunma ile başladı, hukuk, siyaset ve sosyal alanlarda erkeklerle tam eşitlik talebi, ardından bugün gelinen aşamada toplumsal cinsiyet eşitliği iddiasıyla devam ediyor. Ama hiçbir zaman tam olarak neye karşılık geldiği, sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiği belli değil. Çünkü daha önce de dediğimiz gibi, masum ve haklı bir çıkışla başlayan feminizm kapitalizmin, demokrasinin, emperyal küresel sermayenin, beşeri hazların, din karşıtı ideolojilerin ve hâkim güçlerin emellerine ve çıkarlarına göre maniple edilebiliyor. Böyle olunca da her gün yeni farklı türleri ortaya çıkıyor.

Bugün için “Eşitlikçi Feminizm, Liberal Feminizm, Radikal Feminizm, Sosyalist-Marksist Feminizm, hatta Siyah Feminizm, Postmodern Feminizm, Varoluşçu Feminizm, İslami Feminizm” gibi çeşitlerinden söz ediliyor. Bu farklılık bile feminizmin farklı emeller için kullanılmakta olduğunu gösterir. Emeller farklılaştıkça da daha pek çok çeşidi çıkacaktır. Oysa bir tek kadın türü vardır. Söz gelimi feminizm, ülkemizde olduğu gibi bir taraftan tesettürü kadını köleleştiren bir unsur olarak görürken, diğer taraftan da Müslüman kadınlar arasında kabul görmek için onu özgürlük adına savunabiliyor.

Bununla birlikte kadının özgürlüğü ve mutlak eşitlik feminizmin en temel iddiasıdır. Ama bu iki iddia bile arkasından ailenin fonksiyonunu yok etmeyi ya da dağılmasını ve dinin kısmen de olsa reddini hedefler. Kaldı ki, kadın için ya da erkek için mutlak bir özgürlükten söz eden bir hukuk sistemi de olamaz.

Dini inançlardan ve ideolojilerden soyutlanıp sadece akılla, ya da bilimle bakıldığında bile mutlak bir kadın erkek eşitliğinden söz edilebilir mi? Bu durum ön kabullerden uzak bir şekilde oturulup akıllıca düşünmeye değer. Her şeyi önce var olma özelliğiyle eşit sayabiliriz. Sonra canlılar ve cansızlar bu özellikleriyle birbirlerinden ayrılır ama kendi aralarında eşit olurlar. Canlılar da bitkiler ve hayvanlar diye iki farklı kategoriye ayrılır, ama bitki ya da canlı olmada eşit olurlar. Sonra hayvanlar da insanlar ve diğer hayvanlar kategorilerine ayrılır ve insan olmada kadın erkek eşit olur. İnsan olmada, Allah’ın onları diğer varlıklara üstün kılmasında ve bu noktadan sonra diğerlerine göre üstünlüklerini kendi iradeli fiilleriyle kazanma imkânında eşittirler. Yani sırf kadın ya da erkek olmakla birbirlerinden üstün değildirler. Hangisi yaradılış gayesini en mükemmel şekilde gerçekleştirirse o diğerinden üstün olur ve bu üstünlük değişebilir.

Ama insanlık düzeyinden sonra değişmeyen ve yaradılış fonksiyonları itibariyle geçişli olmayan aşamada insan türü kadın ve erkek olarak ikiye ayrılır. İdeolojik, siyasi, ekonomik ön kabullerle bakmadıktan sonra bu ikisinin artık bu düzeyde mutlak bir eşitliğinden söz edilemez. Bugünün pratiğinde olduğu gibi, biri diğerinin hukukuna tecavüz etmemişse zaten eşitliklerini iddia etmenin bir anlamı da olmaz. Böyle bir hukuksuzluk olmasaydı böyle bir iddiaya da kalkışılmayacaktı. Bu sebeple bu iddia hep kuru bir iddia olarak kalmak zorundadır. Nitekim yapılan ‘bilimsel’ araştırmalar dünyanın hiçbir ülkesinde erkeklerin yararlandıkları hak ve fırsatlardan kadınların da tam anlamıyla yararlanamadıklarını ortaya koymaktadır. (Bkz. Fatmagül Berktay, Tarihin Cinsiyeti). Gerçekleştirilemeyen bir hak nasıl bir haktır? Demek ki mesele hukukun doğru tespiti ve gerçekleştirilebilmesi meselesidir. O halde kadın ya da erkek haklarından veya feminizm ya da menizmden önce insan haklarından söz etmemiz gerekir. Feminizm diye işe başlamak bile mutlak eşitlik iddiasına ters, yani paradoksal olarak bir ayırımcılıktır. Tam eşit iseler neden özellikle birinin hakkını savunuyoruz.

Kısaca önemli olan hukukun yani hakların neler olduğu ve kim tarafından belirleneceği meselesidir. Her düşünceye, her ideolojiye hatta her ferde göre haklar ve hakkın sınırları değişebilir. İşte biz hakların ancak Hak tarafından belirlenirse hakkaniyetli olacağını iddia ediyor ve böyle inanıyoruz. Yeter ki, Hakk’ın belirlediği haklar tam ve doğru anlaşılmış olsun. Ve bunun için biz ‘her hak sahibine hakkını tastamam verin’ emrinin muhatabıyız. Buna da adalet diyoruz. Ve önemli olan eşitlik değil adalettir. Din budur ve o bu temel prensipleri itibariyle sabittir. Değişken durumlar tabii olarak hakların da değişmesini gerektirir. Kadınlık ve erkeklik değişmez, ama insanlık düzeyinde eşit olan kadının ve erkeğin birbirlerine karşı konumları değişir. Her değişik durumun farklı bir hukukunun olması da aklın gereğidir.

Bu açıdan bakıldığında feminizm, Hakk’ın belirlediği hukuku tanımamanın adıdır. Feminizme karşı olmak da kadının önce bir insan, sonra da bir kadın olarak haklarına karşı olmak demek değildir. Aksine hakların hazlara ve emellere göre sürekli esnetilmesini hedefleyen bir ideolojiye karşı olmaktır.

O halde müslüman feminist olamaz. Peki, feminist Müslüman olabilir mi? Göreceğiz.

(YENİ ŞAFAK)

Etiketler:
Share
318 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Neredesin Yusuf?

    15 Eylül 2019 YAZARLAR

    Şol rivayet odur ki, kardeşleri ne yapıp edip babalarını ikna ederek Yusuf’u kıra götürme izni aldıklarında niyetleri kesin olarak onu öldürmektir. On erkek kardeşin onu da bu cinayet üzere anlaşmışlardır. Yusuf’u öldürüp çöle atıverecekler, başlarına bela olan bu güzeller güzeli çocuktan ebediyen kurtulacaklardır. Yusuf’u hırpalayıp, ağzını yüzünü kan revan içerisinde bıraktıklarında, kardeşlerin en büyüğü bıçağını çekmiş, kardeşini öldürmek üzere hamle etmiş, lakin onu öldürmeye muvaffak olamamıştır. Niye böyle olmuştur bu? Çünkü muradı b...
  • Buridan’ın eşeği ya da buldukça bunamak

    15 Eylül 2019 YAZARLAR

    Buridan’ın eşeği alegorisi ile buldukça bunayanın hali arasında bir benzerlik yok. Olsa olsa tersinden bazı çıkarımlarda bulunulabilir. Buldukça bunayan genelde şımarık çocuk halidir. Verileni beğenmez, daha çoğunu daha iyisini ister. Daha çoğu ve daha iyisi verilse onu da elinin tersiyle iter. İstemem, diye bağırıp çağırır, tepinir... O ancak ona sırt çevirerek adam edilir. Hiç açlık yaşamadığı için açlığın ne olduğunu bilmez. İstemedikçe daha çoğunu verme yerine, “Sen bilirsin” diyerek önündeki de çekilirse bir süre sonra beğenmediği ne va...
  • Beton Ekrem, bu kadar parayı ne yapıyor?

    15 Eylül 2019 YAZARLAR

    Hepsi birlik oldular.. Davutoğlu’cular.. Babacan’cılar.. Gül’cüler.. CHP’lilerin zaten kendi adayları idi.. Ülkücü geçinen İyi Partililer.. Ülkücüleri faşistlikle suçlayan Kürt ırkçısı HDP’liler.. Hatta.. Başkanlığa aday gösterdikleri ismin aldığı oydaki gerilemeye bakarsanız.. “Milli Görüş’ün tek temsilcisiyiz” diyen Saadet Partililer.. Hayatını Kur’an okumaya ve öğretmeye adayan Süleyman Hilmi Tunahan’ın talebelerinin bir kısmı.. Kendilerini “Nurcu” olarak tanıtan, ellerinde günlük gazeteleri olan, aslında baş...
  • Para para para…

    15 Eylül 2019 YAZARLAR

    Bir zamanlar Eurovision diye bir müzik yarışması vardı. Ajda Pekkan “Para para para” diye bir şarkıyla katılmıştı. “Petroil” diye bir sevgilisi de vardı bir zamanlar. Petrol’dü aşkımız. Para ile başımız belada. Para put, para fitne, para oltadaki yem! “Varlığı bir dert yokluğu yara” bu paranın. Bir bakıyorsunuz para muslukları kesilmiş. Bir bakıyorsunuz her yerden para yağıyor Türkiye’ye. Şimdi yeni bir operasyonla karşı karşıyayız. Söyleyeyim, içerideki patronlar, dışarıdaki patronlardan dibe vuran ekonomide satılık kelepir fabrikaları S...