logo

04 Haziran 2019

Fatih, bilim ve Konstantinopol


Taha Akyol
t.akyol@gmail.com

İstanbul’un fethini ve en büyük devlet adamlarımızdan Fatih Sultan Mehmet’i artık sadece zaferleriyle değil, hatta daha çok onun bilim ve felsefeye duyduğu ilgiyle anmalıyız.

21. yüzyıl Türkiye’sinde hâlâ bilimin önemini anlatmaya ihtiyacımız var çünkü.

Bunu aşağıda yazacağım; önce şu abes “Konstantinopol” meselesi…

Yunan tarihçi Dimitri Pentzopoulos da Yunan toplumunda bir Bizans nostaljisi olduğunu yazıyor. Bizim “cihan devleti” nostaljimiz gibi…

MÜTAREKE’DE BİLE

Fakat bu, Türkiye’nin Rumeli’yi, 7-8 milyonluk Yunanistan’ın da 15 milyon nüfuslu İstanbul’u almaya kalkacağını göstermez.

Abdülhamid, o zaman Osmanlı coğrafyasında büyük bir nüfusa ve çok daha büyük ekonomik güce sahip olan Rumlardaki Yunan milliyetçiliğini körüklemesinden çekindiği için Fetih kutlamalarını yasaklamıştı. Bu bir tedbirdi.

Fakat İstanbul, işgal edildiği Mondros mütarekesi döneminde bile Konstantinopol yapılamadı. Mütareke döneminde Fatih’in türbesi ziyaret edilerek fethin yıldönümü kutlandı. İşte 13 Haziran 1919 günlü gazete manşeti:

19-06/03/3.png

Tasvir-i Efkâr gazetesi, aynı sayısında şair Abdülhak Hamit’in “Merkad-i Fatih’i Ziyaret” şiirini de yayınlıyordu.

FATİH VE MEDRESE

Bugün Türkiye’nin güçlü olmasının yolu, bugünkü vatan sınırları içinde bilim, hukuk ve ekonomide gelişmiş ülkeler düzeyine çıkabilmektir.

Atatürk ve Venizelos’un faşist İtalyan tehdidine karşı Balkan paktını kurmaları tam bir rasyonel diplomasi örneğiydi.

Bugün Yunanistan’la aramızdaki Ege ve Kıbrıs sorunlarında güçlü olmamızın da yolu hukukta ilerleyip dünyada itibar kazanmak, bilimde ilerleyip güç kazanmaktır.

Tarihimizin en saygın simalarından Fatih’i bilim tarihi açısından anmak böyle bir bilincin gelişmesi için çok önemlidir.

Selçuklu Nizamiye medreseleri devlete hukukçu (fakih) yetiştirmek ve Sünni inancı güçlendirerek o çağın anlayışında itikadî anarşiyi gidermekti.

Fatih, “aklî ilimler”i medreseye sokan ilk hükümdardır.

Bilim tarihçisi Ekmeleddin İhsanoğlu, Fatih’ten önceki medrese vakfiyelerinde sadece dinî ilimlere yer verildiğini, ilk defa Fatih’in kurduğu Sahn medreselerinde “aklî ve naklî ilimler”i ders olarak koyduğunu belirtiyor. O zamanki deyişle “fünun-ı mâkule ve menkule…”

İhsanoğlu, Fatih’in önce “aklî ilimler”i zikrettiğini dikkat çekiyor. (Osmanlı Bilim Mirası, Yapı Kredi Yay. I, s. 117-120)

Fatih’in Gazali ile İbn Rüşd arasındaki felsefe tartışmasını canlandırmak istediğini, Rönesans sanatına ilgi duyduğunu da biliyoruz.

MEDRESE’DEN MODERN BİLİME

Prof. Fahri Unan, Fatih’in Sahn medreselerini kurmasından sonra Osmanlı ulamasının “her bakımdan bir hayli yüksek” eserler verdiğini fakat sonra gerilediğini anlatır: 1470-1600 arasındaki 130 senede Osmanlı ulamasının yazdığı “telif” eser sayısı 189’dur.

Fakat, 1600’lü ve 1700’lü yıllarda Osmanlı ulemasının “telif” eser sayısı 32’ye düşecektir! Ulema sayısı arttığı halde…

Aklî ilimler yetersizdi, tamamen unutulacaktır.

Bozulma konusunda Gelibolulu Mustafa Âli, Koçi Bey ve Katip Çelebi birince el kaynaklardır. Gelibolulu şöyle yazıyordu:

“Müderris vardı ki, ayda bir kerre derse varmaz, nice varsun ki okutacak talebe bulunmaz ve bulunsa da kendüsi ders virmeğe kadir olmaz…”

Aynı asırlarda Batı’da bilim devrimi başlamıştı! Batı’daki bilim devrimi devletlerin bilim politikalarının eseri değildi. Sosyal hareketlilik tabuları kırarak zihinleri açmış, Kopernik’ler, Galieo’lar böyle orta çıkmıştı.

Bizde modern bilime ilginin işaretleri 18. Yüzyılda başlamışsa da Tanzimat ve Abdülhamid zamanındaki modern okullar medrese zihniyetinin dışında nesiller yetiştirdi; Milli Mücadele’ye Cumhuriyet’e giden yol böyle oluştu.

Bilim verilerinde hâlâ epey gerilerindeyiz. Bilimin ve hukukun önemini toplumsal hafızaya yerleştirmek bütün siyasi ideolojilerden daha önemli, daha değerli, daha üstün, daha âcil bir ihtiyaçtır.

Okurlarımın Ramazan bayramını kutlar, sağlık ve mutluluklar dilerim.

(KARAR)

Etiketler:
Share
548 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Neredesin Yusuf?

    15 Eylül 2019 YAZARLAR

    Şol rivayet odur ki, kardeşleri ne yapıp edip babalarını ikna ederek Yusuf’u kıra götürme izni aldıklarında niyetleri kesin olarak onu öldürmektir. On erkek kardeşin onu da bu cinayet üzere anlaşmışlardır. Yusuf’u öldürüp çöle atıverecekler, başlarına bela olan bu güzeller güzeli çocuktan ebediyen kurtulacaklardır. Yusuf’u hırpalayıp, ağzını yüzünü kan revan içerisinde bıraktıklarında, kardeşlerin en büyüğü bıçağını çekmiş, kardeşini öldürmek üzere hamle etmiş, lakin onu öldürmeye muvaffak olamamıştır. Niye böyle olmuştur bu? Çünkü muradı b...
  • Buridan’ın eşeği ya da buldukça bunamak

    15 Eylül 2019 YAZARLAR

    Buridan’ın eşeği alegorisi ile buldukça bunayanın hali arasında bir benzerlik yok. Olsa olsa tersinden bazı çıkarımlarda bulunulabilir. Buldukça bunayan genelde şımarık çocuk halidir. Verileni beğenmez, daha çoğunu daha iyisini ister. Daha çoğu ve daha iyisi verilse onu da elinin tersiyle iter. İstemem, diye bağırıp çağırır, tepinir... O ancak ona sırt çevirerek adam edilir. Hiç açlık yaşamadığı için açlığın ne olduğunu bilmez. İstemedikçe daha çoğunu verme yerine, “Sen bilirsin” diyerek önündeki de çekilirse bir süre sonra beğenmediği ne va...
  • Beton Ekrem, bu kadar parayı ne yapıyor?

    15 Eylül 2019 YAZARLAR

    Hepsi birlik oldular.. Davutoğlu’cular.. Babacan’cılar.. Gül’cüler.. CHP’lilerin zaten kendi adayları idi.. Ülkücü geçinen İyi Partililer.. Ülkücüleri faşistlikle suçlayan Kürt ırkçısı HDP’liler.. Hatta.. Başkanlığa aday gösterdikleri ismin aldığı oydaki gerilemeye bakarsanız.. “Milli Görüş’ün tek temsilcisiyiz” diyen Saadet Partililer.. Hayatını Kur’an okumaya ve öğretmeye adayan Süleyman Hilmi Tunahan’ın talebelerinin bir kısmı.. Kendilerini “Nurcu” olarak tanıtan, ellerinde günlük gazeteleri olan, aslında baş...
  • Para para para…

    15 Eylül 2019 YAZARLAR

    Bir zamanlar Eurovision diye bir müzik yarışması vardı. Ajda Pekkan “Para para para” diye bir şarkıyla katılmıştı. “Petroil” diye bir sevgilisi de vardı bir zamanlar. Petrol’dü aşkımız. Para ile başımız belada. Para put, para fitne, para oltadaki yem! “Varlığı bir dert yokluğu yara” bu paranın. Bir bakıyorsunuz para muslukları kesilmiş. Bir bakıyorsunuz her yerden para yağıyor Türkiye’ye. Şimdi yeni bir operasyonla karşı karşıyayız. Söyleyeyim, içerideki patronlar, dışarıdaki patronlardan dibe vuran ekonomide satılık kelepir fabrikaları S...