logo

13 Mayıs 2019

Demokrasinin buruk doğum günü kutlaması…


Yıldıray Oğur
basaksehirnet@gmail.com

“İşte bütün bunlardan dolayıdır ki, en son olarak muhterem heyetinize, aziz ve kıymetli milletimizin tarihte dönüm noktası olacak olan bu hareketini tes’id için, 14 Mayısı Demokrasi Bayramı olarak Millî bayramlarımız arasına sokmanızı çok isterdim. (Soldan alkışlar) Bunu Demokrat Parti o gün iktidarı ele aldı diye teklif ediyorum sanmayın. Eğer insaniyet ve medeniyet için de böyle mukadderse, böyle bir bayram, partiler içinde ve partiler dışında demokrasi müminlerinin hepsinin bayramı olacaktır. 14 Mayısta aziz milletimizin kafasının içinde demokrasi ışığını salan fikir ve iman güneşi doğmuştur.” (Soldan alkışlar)

İzmir milletvekili Halide Edip Adıvar’ın Meclis kürsüsünden Demokrasi Bayramı ilan edilmesini önerdiği 14 Mayıs 1950, Türkiye’nin ilk demokratik ve adil seçiminin tarihi.

Halide Edip’in istediği gibi bayram ilan edilmedi ama 14 Mayıs Türkiye demokrasisinin doğum günüdür ye yarın da demokrasimiz 69 yaşına basıyor.

Aslında Cumhuriyet tarihinin ilk çok partili seçimi 14 Ekim 1930 yerel seçimiydi, ilk çok partili genel seçimi ise 21 Temmuz 1946 seçimi…

14 Mayıs 1950’yi ilk adil ve demokratik seçim yapan ise üç ay önce çıkarılan seçim kanunu ve seçim işlerini yürütmek üzere kurulan bağımsız Yüksek Seçim Kurulu’yla yapılması oldu.

O kanunun çıkması ve YSK’nın kurulmasını sağlayan 46 seçimlerinde özellikle de İstanbul’da yaşananlar olmuştu. Üç DP’li vekilin vekillikleri seçimlerde yolsuzluk yaptıkları için iptal edilmişti.

Uzun yıllar 1946 seçimleriyle CHP yüzleşemedi. Yıllar sonra 1967 yılında bir CHP toplantısında İsmet İnönü ilk kez 1946 seçimlerinde olan biten hakkında konuştu; “Bir talihsizliktir… Demokratik rejime girmek kararını verdiğimiz zaman bazı zekalar, ehemmiyetli ölçüde bu seçim mekanizmasına ne ölçüde hile karışabilir, bunu keşfetmeye gayret sarfetmişlerdir… Biz 1946 seçimlerinde İstanbul’daki marifet yüzünden zedelendik…Bütün ülke lekelendi” dedi.

İnönü, konuşmasında yaşanan hileler için dönemin Başbakanı Recep Peker ve bakanlarından Cevat Kerim İncedayı’yı suçlamıştı.

46 seçimlerinin yeniden tekrarlanmaması için CHP ve muhalefetteki DP’nin uzlaştığı seçim kanunu ve Yüksek Seçim Kurulu ile gidilen 14 Mayıs 1950 seçimlerinde sandıktan kimsenin beklemediği bir sonuç çıktı ve 27 yıllık tek parti iktidarının devrildi.

Sonuçlarla şok olan CHP’liler kampanya sırasındaki yumuşak üslubu yüzünden Milli Şef İsmet İnönü’yü ve fazla demokratik bir seçim kanunu hazırladığı için Nihat Erim’i suçluyorlardı.

Bir ilde kazananın bütün vekilleri de aldığı seçim kanunu yüzünden DP yüzde 53.5 oyla Meclis’te 408, CHP yüzde 40 oyla 69 sandalye alabilmişti.

Kanunun mağdurlarından biri de Kocaeli’nden seçilemeyen seçim kanunun mimarlarından Nihat Erim’di. Erim’in o gece sonuçları alınca şu dörtlüğü okuduğu söylenir:

Kendi elimle kesip yâre verdiğim kalem

Fetva-ı hun-ı nahakkımı yazdı iptida

(Kendi ellerimle hazırlayıp sevgiliye verdiğim kalem,

önce benim haksız yere öldürülme buyruğumu yazdı)

O gece seçim sonuçlarını Çankaya Köşkü’nde izleyen CHP’li yöneticiler ve bakanlara ülkenin her yerinden kötü haberler gelirken yaşananları İnönü’nün damadı Metin Toker şöyle anlatır:

“Bir ara İçişleri Bakanı Erişirgil İstanbul’un elverişli olmadığı

anlaşılan sonuçları üzerine Vali Fahrettin Kerim Gökay ile görüştü. “Yahu, hani Rumlar bize verecekti?”

Aldığı yanıttan pek memnun kalmışa benzemiyordu.

Daha sonra Niğde Valisi ile görüştü. Vali ne demişti ki

Bakan onu sert bir tarzda uyardı: “Sakın ha! Öyle şeylere kalkışmayı aklından geçirme!.. İsmet Paşa, kafası bir soruna takılınca yaptığı gibi, odayı arşınlıyordu. Bir ara geldi, eşinin yanına oturdu: “Kaç günde taşınabiliriz?” diye sordu.

Mevhibe Hanım elini yavaşça paşasının eli üzerine koyup

sakin sakin, “Merak etmeyin, paşam. Çabuk toparlanırım. Bir iki günde evimize geçeriz” dedi. İsmet Paşa omuzlarından büyük bir yük kalkmış gibi rahatladı, arkadaşlarının yerine döndü.”

O gece İsmet Paşa’ya İstanbul’dan bir telefon gelmişti. Arayan CHP’nin İstanbul Müfettişi Sadi Irmak’tı. Irmak, Ordu Komutanı Orgeneral Kurtcebe Noyan’ın kendisini aradığını “Paşa hazretleri emrederse seçimlere komünistlerin hile karıştırdığı varsayımıyla müdahale edebileceklerini” söylediğini iletmişti. Milli Şef İnönü ise teklifi “Milli irade nasıl tecelli etmişse buna tüm devlet birimleri başta da kendileri saygı göstermeli” diyerek reddetmişti. (Demirkırat Belgeseli’nde gazeteci Orhan Birgit’in anlattığı hatıra)

Dediğini de yaptı. 27 yıllık bir tek parti rejiminin Milli Şef’i demokratik bir seçimle iktidarı devredip muhalefet sıralarına oturdu. Bu dünyada örneği pek görülmemiş bir olaydı.

14 Mayıs seçimleri üzerine New York Times gazetesinde çıkan başyazıda da İnönü’nün bu tavrı takdir edilmişti:

“Türk seçiminin hayret verici sonuçlarından yalnız Türkler değil, garp demokrasileri de hakkıyla gurur duysalar yeridir. Şimdi seçimi kaybetmiş olmakla beraber, Türkiye’ye demokrasi yolunda büyük bir adımı attırmak hususunda en büyük hisse İnönü’ye aittir. Bu cepheden bakınca son seçim onun bir zaferidir.”

Demokrat Parti’ye yakın gazeteler de “Halk Partisi mağlubiyeti efendice kabul etti” başlıkları atılmıştı.

DP’ye yakın Vatan gazetesinin sahibi ve başyazarı Ahmet Emin Yalman “İsmet İnönü’ye Tebrik Mektubu” başlıklı bir yazı yazmıştı:

“İnönü, harpte nasıl düşmanı yenip zafere ulaşmışsa milli iradenin tam tezahürü ile siyasette tam mağlup olduğu zaman da vakiayı olduğu gibi kabul etmekle yine bir şeref kazanmış ve millete karşı vazifesini yapan bir devlet adamının gönül ve kalp ferahlığıyla iş başından ayrılmıştır.”.

14 Mayıs 1950’den geriye sadece Demokrat Parti’nin beyaz İhtilali değil, 27 yıllık bir tek parti iktidarının Milli Şef’inin demokratik olgunluğu da kaldı.

Çünkü demokrasi sadece seçimlerde kazananların iktidarları devraldığı bir rejim değil, kaybedenlerin de olgunlukla iktidarları devrettiği bir rejim.

Maalesef Türkiye, demokrasinin 69. yaş gününe bu olgunluğun gösterilemediği 31 Mart İstanbul seçimlerinin gölgesinde giriyor.

Muhtemelen bugün ortaya ikna edici bir delil bile koymaya gerek duymadan “Çünkü çaldılar” deyip gülüp eğlenenler de yıllar sonra İnönü’nün 46 seçimleri için yaptığına benzer özeleştiriler yapacaklar.

Bugünlerin aktörlerinin hatıralarında bu işlerin arkasındaki Recep Pekerlerin, Cevat Kerimlerin adları yer alacak, herkes faturayı birbirine kesmeye çalışacak ama yine iş işten geçmiş olacak.

Yine de bu mirasın değerini bilenlerin ve korumaya çalışanların 14 Mayıs Demokrasi Bayramı kutlu olsun…

(KARAR)

Etiketler:
Share
246 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Kızamık şekeri yahut iki İsmail’den biri

    26 Mayıs 2019 YAZARLAR

    Eskiden kolay ölünürdü. Zatürreden, tifodan, “iskorpitten”, sıtmadan, veremden… Arabada Bektaşi deyişleri dinleyerek yolculuk ettiğimiz dostumla ben, kolayca ölünen zamanlarda büyümüş son çocuklardık. İstanbul iftarını etmiş, teravihten çıkmış, sahura doğru akıyordu ağır ağır. İki dostun, tam da olması gerektiği gibi, dertleşerek ilerlediği güzel bir İstanbul gecesiydi. O yokuşa geldik. Dostum dedi ki “Fukara mahallemizde araba namına hiçbir şey olmadığı için annem beni sırtında 3 saat taşıyarak getirmişti hastaneye. İşte şurada, yokuşun ...
  • Nefesler sayısınca yol mu vardır? Ya da müminleri bir taksime tabi tutacak olsak?

    26 Mayıs 2019 YAZARLAR

    ‘Allah’a ulaştıran yollar nefesler sayısıncadır’ anlamında bir söz vardır. Bazılar bunu hadis diye naklederler ama Sünni kaynaklarda hadis olarak aslı yoktur, Şia Batıniliğinden gelmedir. Ne var ki, bu sözün mutlak olarak doğru olmasa da, anlamlı bir yorumu da olabilir. Mutlak olarak, yani her bakımdan doğru olmaması şundandır: Allah’ı bulmak, ya da O’na ulaşmak isteyen herkes diğerlerininkinden tamamen farklı bir yol izlese de Allah’a ulaşabilir denmesi tevhide aykırıdır. Ana cadde/sırat-ı müstakim bellidir ve herkesin bu cadde üzerinde olması...
  • Suûdîlere uyarı ve çağrı

    26 Mayıs 2019 YAZARLAR

    Mübarek Ramazan ayı boyunca “Arifler Meclisi” çerçevesinde yazılar yazma niyetinde idim, bugüne kadar da böyle yaptım, bugün acil bir durum hasıl olduğu için araya farklı bir yazı girmiş oldu. Suûdî Arabistan, Mısır ve BAE’nin, ABD ve İsrail güdümünde girdiği gayr-i meşru ve çok tehlikeli yol üzerinde çok şey yazıldı, yazılıyor ve yazılacak. Kaşıkçı cinayetinin kanı kurumadan S.A.’nın yeni cinayetlere hazırlandığı haberi yayılınca vicdanlı çevreler bu cinayeti engellemek için harekete geçtiler. Dünya Müslüman Alimler Birliği’nin meşkur faali...
  • Anneleri konuşturmak; klasik FETÖ taktiğidir!

    26 Mayıs 2019 YAZARLAR

    Soyut anlatımlar yapmayacağım. Koca koca adamları temize çıkartmak için, anneleri konuşturup, çocuklarını aklamaya çalışmanın, daha önceki üç örneğini size hatırlatıp.. Bugün geldiğimiz aşamada, o üç örnekte, “anne”lerin nasıl yanıldığını gösterip.. Bu taktikte planlayıcıların FETÖ olduğunu, sahneye koyanların ise FETÖ’cü olmaktan ziyade, FETÖ’ye yardım edenler olduğunu.. Hedefin ise, suçların örtbası olduğunu ispatlamaya çalışacağım.. İlk örnek, eski savcı Zekeriya Öz.. Yediği haltlar, kamuoyunda çok iyi bilinmiyordu.. Bir...