logo

07 Mayıs 2019

Buruk anılar ayı


Kemal Öztürk
k.ozturk@gmail.com

Herkes bir kere de olsa, “ahh nerede o eski Ramazanlar” diye başlayan bir cümle kurmuştur. Nedense hepimiz geçmiş yılların Ramazanlarına özlem duyuyoruz.

Bu sıralar eski Ramazanlar dendiğinde, benim için nedense çocukluk yıllarım değil de, 2012-2013 yıllarındaki Ramazanları geliyor aklıma.

Önceki gün Anadolu Ajansı (AA) Gazze Ofisi İsrail tarafından vurulunca, içimdeki o yıllara ait anılar hüzünle karışık daha çok gün yüzüne çıktı.

2012 yılında AA Arapça Servisi’ni açtığımız için birçok Arap ülkesini dolaşmamız gerekmişti. Fas’tan başlayıp, Gazze’ye kadar birçok yeri ziyaret ettiğimizde, hayatımız boyunca unutamayacağımız tecrübeler edinmiş, hikayeler dinlemiştik. Hüzünlü anılar da o yıllarda birikti.

YÜZBİN KİŞİYLE İFTAR VE SLOGAN

2013 Ramazan’ında, Mısır’da Rabia meydanında geçirdiğim iftar zihnimden çıkmayan, her hatırladığımda hüzünlendiğim iftarlardan biridir. Aslında tüm dünyada unutulmayacak bir iftar gecesidir aynı zamanda. Zira bugün herkesin iyi bildiği Rabia işareti Mısırlılar tarafından o iftar gecesinde ilk kez yapılmış, AA tarafından ilk o gece fotoğrafı çekilmişti.

Açık havada, yüzbinlerce insanla aynı anda yapılan iftarın, kılınan teravih namazının tarifi mümkün değil. Hele bir de özgürlük ve adalet mücadelesi veren yüzbinlerce insanın aynı anda “Mursi’ye özgürlük” sloganları, insanın ruhunu eritiyordu.

O gece çadırda, Zeynebiye Mahallesi’nden gelen gençlerle, sağdan soldan derlenmiş iftar yemeğini paylaşmıştık. Gözlerinde umut, heyecan, neşe, sevgi vardı… o iftar akşamında daha çok onları izlemiştim.

Yüzlerce yıl sonra ilk defa gerçek bir seçim yapmışlar, gerçek bir başkan seçmişler, sonra askeri bir darbeyle başkanlarını hapse atmışlardı… Bunun için bu meydanda günlerdir direniyorlardı ve ben de onların hikayesine şahitlik ediyordum.

O iftardan kısa bir süre sonra, katil Sisi tanklar ve zırhlı araçlarda o meydana müdahale etti. Sonradan çok uğraştım haber almak için ama o çadırdaki çocukların akıbetini öğrenemedim. Sanırım şehit oldular.

Her Ramazan, hatırlarım o çadırdaki iftarı. Ve her Ramazan içimde buruk bir acı, kimi geceler uyutmuyor beni.

HER AN BOMBA DÜŞEBİLİR BİR İFTAR

Sanırım çoğumuz her an bombalanabilir bir camide iftar yapıp, teravih kılmanın nasıl bir duygu olduğunu bilmiyoruz. 2013 yılında, o zaman yarısı muhaliflerin elinde olan Halep’te bu duyguyu yaşadım.

Savaşın yoğun geçtiği bir dönemde Halep’e gitmiştim. Emevi Camisi bombalanmış, yarısı rejim askerlerinin, yarısı muhaliflerin elinde kalmıştı. Caminin içinde karşılıklı siperler kurmuş, birbiriyle çatışıyorlardı.

O sahne hiçbir zaman gözümün önünden gitmedi. Kurşun isabet etmiş Kur’an-ı Kerimlerin yerlere saçıldığı, rahlelerin, kitapların siperde dolgu malzemesi olduğu bir ortamdı. İki ‘Müslüman’ grup bu ortamda birbirini öldürüyordu.

Sadece rejim ile muhalifler birbiriyle savaşmıyordu. Muhalifler de birbiriyle çatışıyor, üzerinden kanlar akan bir yaralı yürüyerek yanımızdan geçiyor, her yandan kurşun sesleri ve bağırtılar geliyordu o gün.

O zaman dünyada henüz adı duyulmamış IŞİD militanlarını da o ortamda görmüştüm. Siyahlar giymiş, siyah maskeler takmışlardı ve o bölgeden geçişimize izin vermemişlerdi. En çok muhaliflerle çatışan örgüt olarak nam salmıştı Halep’te. İlk kez ‘kim bu örgüt’ diye haber yaptıktan kısa süre sonra AA’nın Halep Ofisi basılıp, kurşunlandı.

O Ramazan gününde çatışmaların ortasında iftar yaptık. Güvenli bir mahallede, bir camide, Türkiye’den gönderilen gıda yardımıyla, Halepli insanlarla iftar ettik. Bir caminin içiydi. Sonra da aynı yerde teravih kıldık.

Şam rejimi o zaman varil bombalarıyla sivillere saldırıyordu. Bombalanan çok cami haberi yapılmıştı. Onlardan birinin içinde olmak öyle sanıldığı gibi kolay bir duygu değil. Bir kulağınız imamda, bir kulağınız uçak ya da helikopter sesinde. O sesi duydunuz mu, başınıza bomba düşecek mi diye beklemeye başlıyorsunuz.

O iftar gecesi bir şey olmadı. Ancak biz ayrıldıktan iki gün sonra cami varil bombasıyla vuruldu ve çok sayıda sivil hayatını kaybetti. Halep her Ramazan acı hatırlarla aklıma gelen bir başka şehirdir.

ŞEHİRLERİMİZİN HALİNE BAKIN

Tüm bunları yazmayı düşünmüyordum aslında. Ancak önceki gün İsrail AA Gazze Ofisi’ni vurunca tüm anılar depreşti. O bombardımanlardan birinde bulunmuştum Gazze’de. Bir bombardıman tehlikesi altında açılmıştı o ofisler. Ve bomba sesleriyle uyuyamamıştık uzun geceler.

Şehirlerimizin haline bakın… Koca bir medeniyetin en kadim şehirleri ne haldeler şimdi. Kahire, Beyrut, Şam, Halep, Kudüs, Gazze, San’a, Trablus… Ramazan’a nasıl giriyorlar? Nasıl bir karmaşanın, kaosun içindeler?.. Halimize bir bakın.

Hayırlı Ramazanlar olsun. Nasıl olacaksa artık.

(YENİ ŞAFAK)

Etiketler:
Share
678 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Her şey kültür ve sanat için…

    21 Ekim 2019 YAZARLAR

    Sirkeci Garı, 1890’dan beri İstanbul’un Avrupa’ya açılan kapısı ve 129 yaşında. 1908’de Bağdat Demiryolu’nun başlangıç noktası olarak yapılan Haydarpaşa Garı ise 111 yaşında. İstanbul’un sembolü olan bu iki tarihi garda bulunan bazı binalar ve açık alanlar, önümüzdeki 15 yıl boyunca sadece kültür ve sanat etkinlikleri için kullanılmak üzere, 2017’de 10 bin sermayeyle, 29 yaşındaki bir girişimci tarafından kurulmuş bir şirkete kiralandı. Genç girişimci, hiçbir şekilde ticari amaçlar için kullanamayacağı bu tarihi mekanlardaki binalar ve...
  • Konu kapandı mı?

    21 Ekim 2019 YAZARLAR

    Türkiye’nin güneyinde başlattığı harekât, ABD’nin müdahalesi ile durduruldu. Bu elbette bir Amerika müdahalesidir! Ne için yapılmıştır peki? Orada konuşlandırdığı “Kürtler”den oluştuğu söylenen silahlı unsurlarını korumak için. Suriye bir vekalet savaşı sahası ve ABD bu sahada PKK/PYD unsurlarını kullanıyor. Bu müdahaleyi “Kürtler ölmesin” diye mi yaptılar peki? Asla ve kat’a. Onlar için Kürtler ölmüş, Araplar ölmüş, Türkler olmuş hiç mesele değil. Hepsi ölebilir, bir tek İsrail yaşa malıdır! ABD’nin Türkiye’nin güneyinde oluşturduğu İsra...
  • Nuri Pakdil’in ardından

    21 Ekim 2019 YAZARLAR

    Gençtim, habersizdim, Nuri Pakdil destanını Şaban Abak’tan işittim ilkin. Sene 1988. Nuri Pakdil çoktan çekip gitmişti o vakit. Nesi varsa (Kitaplar, kitaplar, kitaplar) dağıtıp bir otel odasında inzivaya çekilmişti. Cesaret isterdi ziyaretine gitmek; yeterince devrimci -bilhassa “antifiravunist”- bulmadıklarını azarlarmış ve devrimcilik konusunda Nuri Pakdil’den geçer not almak çok zormuş zira. Antiemperyalistlik, antikapitalistlik, antinasyonalistlik, “antifiravunistlik” standartlarını çok yüksek tutarmış. Fevkalade hassas...
  • ‘Esed’le ne yapacağız’ sorusuna geldik

    21 Ekim 2019 YAZARLAR

    Endişeliydim, Barış Pınarı Harekatı sırasında başımıza bir çorap örüleceğinden. Trump bir türlü konuşuyordu ‘öteki Amerika’ bir türlü. Avrupa’da Macaristan hariç aleyhte beyanat vermeyen kalmamıştı. Münbiç’te rejim birdenbire yeni bir zemin kazanmıştı, üstelik YPG’yle temas halinde. Kobani de kapsam dışına çıkıyordu. Trump’ın tweetleri berbat mı berbattı. Mektubu tweetlerinden daha berbat. ABD Başkan yardımcısı Pence Ankara’ya gelmişti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’la tokalaşırken suratından düşen bin parçaydı. O saatlerde bor...