logo

Başörtüsü kararının gerekçesi

Anayasa Mahkemesinin, başörtüsüyle duruşmaya alınmayan avukat hakkında verdiği ihlal kararıyla ilgili gerekçesi kurumun internet sitesine konuldu.

Anayasa Mahkemesi, başörtülü bir avukatın başvurusuyla ilgili aldığı ‘hak ihlali’ kararının gerekçesini yayınladı.

Gerekçede, kadınların başörtüsü takmasının, din ve vicdan hürriyeti kapsamında değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı; avukatların mahkemelere başörtülü girmesini engelleyen bir kanun olmadığı belirtildi.

Gerekçede, başörtüsünün, saldırgan, baskıcı, tahrik edici ve başkalarının inaçlarına müdahale etme amacı taşımadığı sürece laiklik karşıtı olarak görülemeyeceğinin altı çizildi.

AYM’nin gerekçesinden:
— Kadınların İslam dininin bir emri olduğu inancıyla başörtüsü takmasının, Anayasa’nın 24. maddesinin olağan anlamının kapsamında değerlendirilebilecek bir konu olduğunun kabul edilmesi gerekir.

— Başörtüsü kullanmanın din özgürlüğü içinde değerlendirilmesi gerektiği, AİHM tarafından kabul edildiği gibi, BM Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmesi’nin tarafı olan ülkelerde uygulanmasını gözlemlemek amacıyla kurulmuş olan İnsan Hakları Komitesince de kabul edilmiştir.

— Bu itibarla, dini inanç gereği başörtüsü takma hakkının yeri ve tarzı konusunda sınırlama getiren kamu gücü işlem ve eylemlerinin kişinin dinini açığa vurma hakkına bir müdahale teşkil ettiği kabul edilmelidir.

— Temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına ilişkin bir düzenlemenin ilk elden idari düzenleyici işlemlerle yapılması Anayasa karşısında mümkün değildir.

KARŞI İKİ OY
Anayasa Mahkemesinin kararına üyeler Osman Paksüt ve Zehra Perktaş karşı oy kullandı.

Paksüt, kanuni dayanak, demokratik bir toplumda zorunluluk ve ölçülülük noktasında, başvurucunun Anayasa’nın 24. maddesindeki temel hakkının ihlal edildiği kararına katıldığını ancak bu ihlal tespitinin, başvuruya ilişkin özel durum için geçerli olduğunu, diğer bütün kıyafetler gibi, dini kıyafet veya sembollere her hal ve şart altında ve her ortamda mutlak bir serbesti tanınması gerektiği anlamına gelmeyeceğini savundu.

Osman Paksüt, bu nedenle başvurucunun din ve vicdan özgürlüğüne yönelik ihlalin giderimi ile doğrudan ilgisi bulunmayan “ayrımcılık yasağı” açısından, karar gerekçesinde yapılan değerlendirmelere katılmadığını kaydetti.

Perktaş ise başvurucunun kamusal nitelikte bir görevi yürüttüğü gözetildiğinde, kamu düzeni bakımından Anayasa’nın 24. maddesinde belirtilen din ve vicdan hürriyeti ile 10. maddesinde belirtilen kanun önünde eşitlik ilkesine göre bir hak ihlali bulunmadığını ileri sürdü.

Etiketler: » » » » » » » » » »
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.