logo

‘Başını taştan taşa urup gezer avare su’


Yusuf Ziya Cömert
y.comert@gmail.com

Oratoryo malum, Batılı bir müzik türü. Teatral yönleri var. Tabii ki kilisede doğmuş.

Bana öteden beri yabancı gelir.

Bu yabancılık bir nefreti, bir ‘gıcık olma’ durumunu ifade etmez.

‘Başkasının müziği’ne kulak tıkamak taassuptur. ‘Başkasının müziği’ne kulak verirken empati yapmak bir nevi ruh eğitimidir.

Sanat, ‘başkasının sanatı’ da olsa saygıdeğerdir.

Operaya gitmişliğim var.

Bu gidişler içinde en dramatik olanı, bir Boşnak grubun yorumladığı, kulakları çınlasın Hakan Albayrak’ın tavsiyesiyle AKM’de izlediğimiz Hasanagicina operasıdır.

Bizim mahalle, en kalabalık haliyle herhalde ilk defa o gece operaya gitmiştir.

Oratoryo, operanın biraz evrimleşmiş şekli.

Lütfen bunları muhataplarını opera veya oratoryo hakkında bilgilendirmek isteyen birisinin cümleleri olarak almayın.

Ben ne kadar biliyorum ki sizi bilgilendireceğim?

Sadece hislerimi aktarıyorum.

Nihayet bir dinleyiciyim. Üstelik kırk yılda bir dinleyici.

Geçen Salı bir oratoryonun ilk gösterimine gittim.

Kültür AŞ’nin bir organizasyonuydu. CRR’de sahnelendi.

‘Su Kasidesi Oratoryosu.’ Bestekarı Pike Akhundova. Azeri bir müzisyen.

Büyük şair Fuzuli’nin Su Kasidesi, ya da özgün adıyla “Kaside Der Na’t-i Hazret-i Nebevi” şiirimizin zirvelerinden biridir.

Bir çölde, geceleyin okumayı deneyin.

Ya da bir ırmağın kenarında.

Sessizlik olsun. Siz olun sadece. Ve alem olsun.

Sakın bağırarak okumayın. Çok yakınınızdaki birinin duyabileceği kadar sesle… Başkasına okurmuş gibi değil, kendinize okurmuş gibi.

Ve unutmayın, Fuzuli’nin bu kasideyi Peygamberimiz için yazdığını.

Söz olarak da, şiir olarak da, müzik olarak da Su Kasidesi yeter size.

Baksanıza, şu beyitte suyun berraklığı ve temizliği, Peygamberimiz’in yoluna tabi olmanın temizliğiyle nasıl mütenasip.

“Tıynet-i pakini ruşen kılmış ehl-i aleme

İktida kılmış tarik-i Ahmed-i Muhtar’e su”

Şiir ruhun gıdasıdır. Şu mısralardaki ‘nükte’yi tadamayan ruh, mahrumdur.

“Dest-busi arzusuyla ger ölsem dostlar

Kuze eylen toprağım sunun anınla yâre su”

Irmağın hayat öyküsünü… Dağlardan, taşlardan akışını farklı bir yorumlayış:

“Hak-i payine yetem dir ömrlerdir muttasıl

Başını taştan taşa urup gezer avare su”

Böyle şiirle hemhalim. Ve Su Kasidesi Oratoryosuna gidiyorum.

Bunda bile bir çelişki bulunabilir. Bulunursa bulunsun. Gittim.

Koroyla birlikte yaklaşık yüz kişi.

Müziği bu kadar kalabalık bir heyetin icra etmesi başlı başına heyecan verici.

Orkestranın her üyesinin şefin komutlarına uyarak sanatlarını yerinde ve zamanında icra edişi de…

Şef olmasa da icra edebilirler mi?

Muhtemelen edebilirler. Ama şefin komutlarının orkestraya bir nizam intizam verdiğini, en azından bize bu hissi verdiğini inkar edemeyiz.

Bu arada, şef harikaydı. Rengin Gökmen.

Su kasidesinin, yazılışından 500 küsur sene sonra bu kadar müzisyeni meşgul ettiğini düşünmek de güzel.

Müzik muhteşem bir şeydir.

Fuzuli’nin şiirle yaptığını, hiç söze ihtiyaç olmadan, bir müzisyen müziğiyle başarabilir. Buna inanırım.

Seslerin insan ruhunda karşılıkları vardır.

Her ses içinizde bir yerlere dokunur… İçinizde aydınlıklar, karanlıklar, coşkular, heyecanlar, patlamalar, çöküşler, yükseklikler ve derinlikler meydana getirir. Hatta yüzler, isimler, tebessümler, üşümeler, sıcaklıklar…. Artık siz ne kadar müsaitseniz.

Su Kasidesi’ni bir müzik eserine giydirmek, şiirdeki hisleri sese, notalara yüklemek kolay bir iş değildir.

Pike Akhundova bunu başarmaya çalışmış.

Sadece teşebbüs ettiği için bile alkışlamaya değer.

Peki başarmış mı?

Böyle bir şeyin başarılması teorik olarak mümkün olabilir.

Başarırsan, Fuzuli’nin kelimelerle yaptığını sen notalarla yapmış olursun.

İkisi için de aynı ruh ve deha gerekiyor.

Kolay mı? 500 yıl geçti, var mı başka Fuzuli?

Biri mağripte, biri maşrıkta, iki ayrı kültür, iki ayrı medeniyet ve iki ayrı medeniyetin ayrı sanat dalları.

Aynı irtifayı yeniden üretmek çok büyük iş.

Bunu başaramamak, başarısızlık sayılmaz.

Güzel bir başlangıç oldu.

Orada, müzikle ve şiirle geçen vaktimin değerlendiğini söyleyebilirim.

Ön ayak olan, iştirak eden, emeği geçen herkesi, bu arada CRR yönetimini tebrik ediyorum.

(KARAR)

Etiketler:
Share
197 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ‘Belki Alman vatandaşı olurum’

    24 Nisan 2019 YAZARLAR

    NTV’de canlı yayında gencecik bir öğrenci, hayalinin ne olduğu sorulduğunda şu cevabı veriyor: “Almanya Köln Üniversitesi’nde tıp okumak istiyorum, ondan sonra da belki Alman vatandaşı olurum.” Sevinmemiz gereken taraf, bu evladımızın geleceğe dair hayallerinin olması, bilim tahsilinde zirveleri hedef seçmesidir. Böyle üstün yetenekli bir gence Türk vatandaşlığının niye cazip gelmediğini ise ciddiyetle düşünmeliyiz. Bu öğrencimizin sözlerini genelleştirmiyorum ama Türkiye’nin “dışarıya beyin göçü” diye bir sorunu vardır ve son yılla...
  • Bırakın da camilerimizde özgür olalım

    24 Nisan 2019 YAZARLAR

    Organize ruh hastası bir çete mensubu Ankara Çubuk’taki şehidimizin cenaze namazını kılmak üzere camiye gelen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na saldırıda bulundu. Talihsizliğe bakın ki 2016 yılında PKK’nın suikast girişiminin hedefi olan Kılıçdaroğlu, bu kez de gözü dönmüş şovenist kalabalığın saldırısına maruz kalıyor. En acı olanı da adeta bir akıl tutulması yaşayan bu kalabalığın, CHP genel başkanının sığındığı evi yakma tehdidinde bulunması... Bu haberi duyar duymaz şovenizmin camilerimizin kapılarına kadar dayandığını, kimlerin ib...
  • Kılıçdaroğlu tutuklandı tutuklanacak

    24 Nisan 2019 YAZARLAR

    Atılan işaret fişeğiyle paralel bir kampanya başladı medyada. Saldırgan Osman Sarıgün'ü sevdirme, saldırıya uğrayan Kılıçdaroğlu'ndansa nefret ettirme kampanyası... Başsavcılık, saldırganların terör ve organize provokasyon bağlantılarını soruşturuyordu. Sonucunu, paralel güdümlü medya açıkladı. Buna göre provokasyon bulgusu yok, terörle ilişkilendirilmesi kabul edilemez, planlı ve organize bir eylem değil, spontane gelişmiş doğal tepki, Sarıgün'e saldırgan demek bile saygısızlık, kelepçeli fotoğrafı vicdanları yaraladı, Kılıçdaroğlu suçu ...
  • 99 yıl sonra buraya mı gelecektik?

    24 Nisan 2019 YAZARLAR

    23 Nisanlar 1981’den beri Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak kutlanıyor. Bayramın 1921’de kabul edilen ilk adı Milli Hakimiyet Bayramı’ydı. Aslında açılışının birinci yıldönümü olan 23 Nisan 1921 günü, Meclis’in önüne 23 Nisan’ın bayram olarak kutlanması teklifi geldiğinde itiraz sesleri yükselmişti. İtiraz eden vekiller, İstiklal Harbi’nin sürdüğünü, ülkenin işgal altında olduğunu, bayram ilan etmek için erken olduğunu söylemişlerdi. İtirazlar üzerine teklifin sahibi Saruhan (Manisa) Milletvekili Refik Şevket (İnce) kürsüye çıkt...