logo

Barış Pınarı oyunbozan harekettir


Hayrettin Karaman
h.karaman@gmail.com

Küresel sermaye ile bu sermayeye büyük ölçüde hâkim içeride ve dışarıdaki İsrail’in hizmetçisi olan ABD komünizmin yayılması tehlikesine karşı Yeşil Kuşak projesini; yani sözde İslâm’ı destekledi.

1990’lardan sonra Sovyetler dağılıp sözde komünizm tehlikesi ortadan kalkınca, İslâm’a verdiği destek stratejik olduğu, samimi olmadığı, kullanma niyetine bağlı bulunduğu için geçici desteği terk ederek asıl projesi olan BOP’u devreye soktu.

1 Mart 2003’te meş’um tezkere reddedilince artık Türkiye’ye ve Erdoğan’a karşı açık-kapalı vaziyet alma dönemi başladı. İçine girip maksatlarını anlamak ve kötüyü engellemek için bu projeye verilen sözde destek de imkânsız hale geldi.

ABD’nin devlet başkanı, dışişleri bakanı gibi üst düzey yetkilileri ve Nato genel sekreteri açıkça “Bundan sonra kızıl tehlike değil, yeşil tehlike (İslâm Dünyası) karşısında mücadele edeceklerini” söylediler.

1995 yılında dört arkadaş Filistin’e yaptığımız ziyarette, Kudüs şehrindeki müzeye çevrilmiş kaleyi gezerken ziyaretçilere açık bir mekânda bir levha/harita ile üç maket dikkatimizi çekmişti. Levhanın altında “Nil’den Fırat’a büyük İsrail” yazıyordu. Maketlerde ise Mescid-i Aksâ’nın yıkılıp yerine Süleyman Mabedi’nin yapılacağı tasvir ediliyordu.

2003 yılında ABD’nin dışişleri bakanı Rice bir makalesinde “Ortadoğu’da 22 ülkenin sınırları değişecek, buna Türkiye de dâhil” iddiasında bulunmuştu. Bu iddia bundan sonraki zamanlarda adım adım gerçekleşiyor: İslâm ülkelerinin içine fitne soktular, projelerine karşı çıkan ve çıkacak olan liderleri indirip veya yok edip onların yerine kukla liderler getirdiler, iç savaşlar çıkardılar, vaktiyle bütününden koparıp parçaladıkları İslâm ülkelerini yeni baştan bir daha böldüler ve bölmeye devam ediyorlar. Sıra Türkiye’ye geldi, önce Doğu’dan bir parçamız ile Irak ve Suriye’den koparılacak parçalar üzerinde bir devlet kurmayı planladılar. Bu plana heyecanla sarılan bazı kesimler eninde sonunda sıranın kendilerine geleceğinden gafil oldular. Sayın Erdoğan ve ekibi (tabii ona oy veren milyonlar) önce kan dökmeden bu yanlış yoldan dönülmesini sağlamak için çözüm aradılar. Bu da sonuç vermeyince “Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir/Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir” fehvasınca silahlı kuvvetleri harekete geçirdiler.

Ülkemizde tutunamayan bölücü teröristler Irak ve Suriye’deki durumu kullanarak güney sınırımız boyunca yer tutup buradan terör eylemlerine devam etmeye yöneldiler. ABD Yemen’de, Libya’da, Sudan’da… nasıl kendi projesine hadim olan tarafları desteklediyse Irak ve Suriye’de de aynısını yaptı. Dünyanın gözü önünde eşine rastlanmayan sayıda TIR’larla silah ve mühimmatı buralardaki teröristlere gönderdi. Bunlarla Türkiye’nin gözünü kokutup mel’un planını işletmeyi umuyordu.

ABD ve İsrail’in projeleri tıkır tıkır işlerken Osmanlı’nın çocuklarından biri bu projeye ters olarak TC’de Başbakan ve Cumhurbaşkanı oluyor. Bir yandan ekonomik bağımsızlığımızı pekiştirmek için İMF’ye 2013 Mayıs’ında Türkiye Cumhuriyeti’nin borcunun son taksidini ödüyor. Diğer yandan savunma sanayiine hız veriyor, askeri vesayeti kaldırıp orduyu disipline sokuyor, sınırımıza yığılan ABD silahlarını berhava edecek silahlar ve arslan yürekli Mehmetçiklerle tehdidi geçersiz kılıyor. Düşmanın asıl hedefleri olan plan ve projeye BM’de açıkça karşı çıkıyor, “Dünya beşten büyüktür” diyor, İslâm dünyasına ve diğer mazlum milletlere oynanan oyunları teşhir ediyor, Davos’ta İsrail’in zulmünü dünyaya ilân ediyor, Filistin’i, büyük yılanların avlarını yuttukları gibi, ağır ağır yutan İsral’in zalim planını son toplantıda dünyaya gösteriyor, henüz liderleri köleleşmemiş İslâm ülkeleri ile siyasi, askeri, kültürel, ekonomik ilişkiler kuruyor…

Hiçbir değer ve kural tanımadan yollarına devam eden düşmana önce” çekilin yoksa bir gece ansızın geliriz” diyor, sonra da geliyor.

İşte Barış Pınarı Harekâtı bu gelişin adıdır.

“Peki, bütün bunları ve daha fazlasını Erdoğan tek başına mı yaptı?” diyeceksiniz.

Elbette ekibiyle, kadrosuyla, arkasında onu destekleyen halkı ile yaptı, ancak “İstanbul’u kim fethetti?” sorusunun cevabı “Fatih Sultan Muhammed Han’dır”.

Türkiye ya bu liderine sahip çıkacak ve İslâm dünyasını parçalayıp yutmayı, Türkiye haritasını değiştirmeyi planlayan düşmana karşı duracak ya da yutulacaktır.

Allah din, millet ve vatanımıza göz dikenlerin gözlerini çıkarmak üzere canı pahasına mücadele veren askerimizi korusun ve muzaffer kılsın.

(YENİ ŞAFAK)

Etiketler:
Share
938 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Sofrayı melekler mi beklermiş?

    17 Kasım 2019 YAZARLAR

    Gülliver Cüceler Ülkesinde. Ne zaman okuduğumu bile hatırlamıyorum. İlkokul yılları olmalı. Gülliver’in bir saati var. Liliputlular, o saatin, Gülliver’in tanrısı olduğunu düşünüyorlar. Neden öyle düşünüyorlar? Çünkü Gülliver Liliputlulara, “Ona bakmadan hiçbir işe başlamam” gibi bir laf etmiş. Benim aklımda öyle kaldı. Şimdi kitabı bulup cümlenin aslı nasıldı diye kontrol etmem imkansız. Gülliver’i 1968 yılında okuduysam, akıllı telefonlar da internetle birleşerek 2000’lerin başında piyasa girdiyse, demek ki akıllı telef...
  • Mehmet Genç anlaşılmazsa…

    17 Kasım 2019 YAZARLAR

    Mehmet Genç’i tanıtmaya gerek var mı? Hele sayın Cumhurbaşkanı’na tanıtmaya gerek var mı? 2015 yılında bir hafta arayla iki kere onun elinden ödül almış bir isim Mehmet Genç. 2015 Yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri kapsamında, sosyal bilimler ve tarih alanında, ve Uluslararası Akademi Ödülü kapsamında, Sosyal ve Beşeri Bilimler kategorisinde, ödülünü bizzat sayın Cumhurbaşkanının elinden almış bir isim. O törende ödül alan bilim adamları için Cumhurbaşkanı’nın kurduğu cümle şöyle: “Kökleri bu toprakların derinlerine uzan...
  • Üniversite’yi hacizle boğmak!

    17 Kasım 2019 YAZARLAR

    İstanbul Şehir Üniversite’nden bahsediyorum tabii. Hepimiz ülkemizde yaşanan garabetleri, keyfi tasarrufları her gün görüyoruz. İktisat tarihçiliğimizin büyük isimlerinden Mehmet Genç hocamızın feryadını okuduğumda büsbütün içim yandı. Hocaların hocası Mehmet Genç, bizim üniversitelerimizde genelden Batı’dan bilgi aktarıldığını, “yeni bilgiler üretme”nin nadir olduğunu belirterek şöyle diyor: “Şehir Üniversitesi yeni bilgiler meydana getirmek üzere 10 senedir bu yöndeki sebatı ısrarla sürdüren bir üniversitedir. Bilgilerimize yenilerini katm...
  • İmanın tabiatı ve imancılık

    16 Kasım 2019 YAZARLAR

    İman dinî-ahlâkî tecrübenin medarıdır. Bu yüzden, imanın tabiatı adamakıllı biçimde irdelenmesi gereken bir konudur. İslam kelam geleneğinde iman “tasdik” kavramına bağlanarak tanımlanır. Fakat tasdik denen şey, imandan ziyade, aklın ve akıl yürütmenin çok işlevsel olduğu ve belirleyici denebilecek bir rol oynadığı önermesel inançla alakalıdır. Kaldı ki iman kelimesinin tasdik manasına geldiği yönündeki hâkim görüş, İbn Teymiyye’nin de uzun uzadıya anlattığı üzere sağlam bir lisani temele dayanmamaktadır. Gerçekte iman, Arap dilindeki kelime kö...