logo

10 Temmuz 2019

Aile değerleri ve cinsel farklılıklar


Mustafa Çağrıcı
m.cagrici@gmail.com

Bugünlerde ülkemizde aile değerlerinin ve doğal cinsel farklılıkların korunmasının önemi üzerine konuşmalar yapılmakta; farklı cinslerin bireysel hak ve özgürlüklerinin, farklılık ve doğal üreme yasalarını tahrip etmeden desteklenmesi gerektiği belirtilmektedir.

Batılı mühtedi entelektüellerin analizlerinin, -hem İslâmî hem de Batılı birikime ve metoda aşina oldukları için- özel önem taşıdığını daha önce belirtmiştim. Okuduklarıma göre bu entelektüellerden biri de İngiliz Müslüman düşünür Timothy Winter (Abdülhakim Murad)’dır. Aşağıdaki satırları, onun, daha önce sosyal medyada okuyup kaydettiğim, Batı’da ailenin durumuna dair yazısından yararlanarak kaleme aldım. (Maalesef yazının adresini tespit etmemişim.)

***

Batı’da insanların, kendinden memnun oldukları zamanımızda, ahlâkî bozulmaveya çürüme fikrini ağza almak bile, insanın ‘gerici bir romantizm’le suçlanması için yeterli görünüyor ve bu tutum, ‘eleştirel ama şefkatli bir gözle’ Batıya bakan Müslümanları, eski zamanlardaki ‘nefis muhasebesi’nin günümüzde yapılmayışından dolayı rahatsız ediyor. ‘İhtiras duygusuyla tersyüz edilmiş şu dünyada’ hâkim liberal paradigmaya teslim olmuş insanlar, geçmişe bir insanlık tecrübesi olarak bakmak yerine, onu bütünüyle aşağılıyorlar. Küçük, kişisel olarak ahlâksız ve aynı zamanda ideolojik bir dürtüyle hareket eden Batılı elitlerin belirlediği bu söylem, modern toplumlarda varlığını sürdüreceğe benziyor.

Bu söylemin başlıca konularından olan ailenin konumu üzerindeki tartışma, zenginlikten ‘göbeği yağ bağlamasına karşın, çökmüş olan Kuzey’ (Batı) ile gitgide daha da yoksullaşan Güney arasındaki ideolojik çarpışmanın tam ortasında yer almaktadır. Aslında modern Batıya ait sosyal öğretiler, yeni bin yılda yeni ‘emperyal ideolojiler’e dönüşmektedir. “Polemikçilerin, alışılagelmişfeminizm ve eşcinselliği, Üçüncü Dünyayı pataklamaya elverişli bir değnek olarak kullanmaya kalkışmaları bunun bir delilidir.”

Winter’e göre 1960’lara kadar Avrupa aile değerleri aileyi merkeze alan İbrahimîdinî gelenekten besleniyordu. Yani Müslümanlar ile Hıristiyanların ahlâkî ve sosyal kabulleri, birçok bakımdan birbirine benzerdi. Bugün bu örtüşme büyük ölçüde kayboldu. Dahası, kendileri de yaygın bir cinsel kirlilik yaşayan “kiliseler, yıllanmış mercan kayaları gibi kendilerini özgürlükçü kum fırtınasıyla temizlenmiş ve yeniden şekillenmiş buldukça, mutlak ahlâkî hakikatlerle uyumlu ve inandırıcı bir ses olmayı iddia edemiyorlar artık.” Yahudi ve Hıristiyan Kutsal Kitabında Lut peygamber döneminde eşcinselliğin hâkim olduğu, bu yüzden Sodom kentinin halkıyla birlikte helâk edildiği anlatılır. Şimdi “Sodom’un erdemlerini (!) belâgatle terennüm eden Hıristiyan ve Yahudi örgüt ve kişilerin sayısının gün geçtikçe arttığı gözlenmektedir.”

***

Öte yandan, “1970’lere kadar Müslüman Kardeşler’e ve Neo-Osmanlı İhyâcılar’a ilham veren Müslüman medeniyeti anlatısı, Selefin bölünmemiş bir şeriat ekolü takip ettiği’ şeklindeki problemli tez üzerinden, aniden Selef’e dair ‘ütopik anlatı’ya yol vermiştir. Ama her iki grup arasında şefkat ve diğerkâmlıktan beslenen bir ahlâkı husule getiren sıcakkanlı ve sorumluluk duygusu yüklü bir imana rastlamıyoruz.”

Çağımız Müslümanları, İslâm’ın ‘fakirleştirici ve dışlayıcı bir tarzda ideolojileştirilmesi olgusu’na karşı koyamadılar ve Rabb-i Rahîm’in sonsuz şefkatinden ilham alıp, ‘beşerin refahına yönelik samimi ve duyarlı bir ilgiden beslenen bir iman imajı’na kavuşamadılar. Bunu sürdürdüğümüz müddetçe, bu meselenin ve günümüzdeki başkaca kapsamlı meselelerin çözümüne katkı sağlamada başarısız olmaya devam edeceğiz.

Kur’an, Müslümanların başkalarına örnek olmalarını buyurur. Biz, sınırı aşmalara karşı ‘yıpratıcı ve küstah’ davranırsak ne örnek olabilir ne de Allah’ın bize gönderdiği mesajı başarılı şekilde aktarabiliriz. İşte bu yüzden, Batı toplumunun gerçek ikilemlerini anlamada zor olan yolu seçmeli, onlara gerçekten yardımı olabilecek çareleri ‘nazikçe’ sunabilmeliyiz.

(KARAR)

Etiketler:
Share
139 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Satranç tahtası

    20 Temmuz 2019 YAZARLAR

    Ortadoğu’da geçtiğimiz haftanın en dikkate değer gelişmelerinden biri, Ürdün’le Katar arasındaki diplomatik münasebetlerin yeniden tesis edilmesiydi. Ürdün, 2017’nin haziran ayında Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır ve Bahreyn tarafından Katar’a yönelik olarak başlatılan ablukaya destek olmak amacıyla, Doha’daki büyükelçisini geri çekmiş, o tarihten bu yana da Katar’la ilişkilerini en alt düzeyde tutmuştu. Kral Abdullah’ın imzasıyla bu hafta içi yayımlanan kararnameye göre Ürdün Dışişleri Bakanlığı’nın en yetkin isimlerinde...
  • 20 Temmuz 2019 YAZARLAR

    Haber şu: Hacettepe Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü, 8 stajyer öğrencisini staj yapmaları için Sevinç Abla Okul Öncesi Eğitim Kurumlarının Ankara Ümitköy şubesine yönlendirir. Staj görüşmesine giden 6 öğrencinin 4’ü başörtülüdür. Orada bir yönetici, başörtülü stajyer adaylarına “velilerimiz başörtülü personel çalıştırmamızı istemiyor, biz bunu velilerimize izah edemeyiz, bu bizim ekmek paramız” diyerek başörtülü öğrencileri staja kabul etmez. Tabii, o görüşmeye giden öğrencilerin ayrı ayrı anlattıklarının aksine, kurumun bir başka yönetic...
  • Muhalefetin yeni aracı: Kadına yönelik şiddeti savunmak…

    20 Temmuz 2019 YAZARLAR

    2005 yılıydı sanırım. Adalet Bakanlığı’na bağlı Sivas Kadın Cezaevi’ne gittiğimde mahkumların çoğunluğunu kocalarını öldürenlerin oluşturduğunu görmüştüm. Ortalama % 70’i diyebileceğimiz bir oranla. Yıllarca kendilerine eziyet eden kocalarını nihayet öldürmüşlerdi. Buradaki ‘nihayet’ onların ifadesiydi. Pişman oldukları tek şey bunu daha önce yapmamış olmalarıydı. Onlarca hikaye dinledim. Ve çaresizliği, kimsesizliği ve ağır şiddet ve işkence altında bir evlilik hayatı yürütmenin insan ruhunda açtığı yaraları gördüm… Bırakın cezaevlerini kad...
  • Kılıçdaroğlu’nun gönlünde ne diktatörler yatıyormuş?

    20 Temmuz 2019 YAZARLAR

    15 Temmuz bütün tartışmaları bitiren, dünyaya bu millet adına kurucu sözü ve ilkeyi ortaya koyan muhteşem bir olay. Bu güne kadar muhtemeldir ki yaşanan bir çok uyarıcı olay karşısında açılmamış insanların gözü, bu gece yaşanan olayların ortaya koyduğu apaçık hakikat karşısında faltaşı gibi açıldı. O saatten sonra 15 Temmuz’un söylediği söz üzerine söz söylemek aklı başında, vicdanı yerinde hiç kimsenin tevessül edeceği bir şey olamazdı. 15 Temmuz bu milletin demokrasisini, devletini, bağımsızlığını tartışmasız bir biçimde hak ettiğini göste...