logo

04 Aralık 2019

Ah eğitim, vah eğitim


Taha Akyol
t.akyol@gmail.com

PISA sonuçları açıklandı; tabii yıllara göre bazı iniş çıkışlar oluyor, bu defa biraz çıkış var. Ama daima OECD ülkeleri ortalamasının altında dolanıp duruyoruz.

Dün açıklanan PISA sonuçları, matematik, fen ve Türkçe dallarında “Türkiye’de 15 yaşındaki öğrencilerin önemli bir oranının temel becerilerden yoksun olduğunu gösteriyor.”

Tabii okuduğu Türkçe bir metni anlamada başarısızlığa uğramak, en vahimi…

Sabancı Üniversitesi Eğitim Politikaları analisti Yeliz Düşkün şöyle diyor:

“Okuma alanında üst düzey beceri göstermek demek bir veya birden fazla metindeki bilgileri birbirleriyle ilişkilendirerek yorumlamak, sunulan hipotezleri eleştirel biçimde değerlendirebilmek gibi becerileri içeriyor. Dolayısıyla Türkiye’de 15 yaşında olan ve eğitimine devam eden çocukların çok düşük bir oranının bunları yapabildiğini söyleyebiliriz.”

Toplumda “anlama” sorunu böylesine yaygın olunca, analitik düşünme yerine kişilere bağımlılık veya düşmanlık, partizanlık, slogancılık gibi zihnî tembellikler de yaygın oluyor.

 

MİLLİ EĞİTİM’İN VERİLERİ

Milli Eğitim’in yaptığı ABİDE (Akademik Becerilerin İzlenmesi ve Değerlendirilmesi) araştırmasının 2019 sonuçlarına göre, okul çağındaki çocuklarımızın en yetersiz olduğu alan matematik… Temelinde tutarlı ve mantıklı düşünme yetersizliğinden olsa gerek.

Türkçe konusunda ise ABİDE raporunda şu satırları okuyoruz:

“Türkçede öğrencilerin yüzde 66,1’i orta düzey ve altında bu öğrenciler, deyimleri, atasözlerini, hiciv ve nüktelerdeki mesajları anlayamıyor. Neden-sonuç ilişkisi kuramıyor.” (AA, 3 Temmuz 2019)

Yine “anlama” sorunu!

Milli Eğitimce kanıtlanmış “anlama” sorunumuz!
Aynı raporun devamında şu tespitler var:

“2016 uygulaması ile karşılaştırıldığında bütün dersler için temel altı ve temel alt yeterlik düzeylerinde bir düşüş, orta üstü ve ileri üst yeterlik düzeylerinde ise bir artış tespit edildi.”

Yani iyi okullarda öğrenci kalitesi yükselirken, bu nitelikte olmayan yaygın okullardaki öğrencilerde matematik, fen ve Türkçe dallarında “düşüş” yaşanıyor.

ABİDE araştırmasına göre annenin eğitimli olması, evde ve okulda kütüphane bulunması, ailenin çocuğa ilgisi, iyi ekonomik ve sosyal statü ve okul öncesi eğitim çocuklarda başarıyı yükseltiyor.

Demek ki “zekâ” sorunu değil, sosyal sorun.

YILLARDAN BERİ

Ailede, kitap, edebiyat, müzik, tiyatro, spor ve sinema konuşuluyorsa, sosyal ve siyasi sorunlara ilgi varsa, bu atmosfer çocuğun zihnî gelişimini olumlu etkiliyor.

Buna karşılık, ABİDE’nin çok önemli bir bulgusu var: “Aile baskısı çocuğun akademik gelişimini negatif etkiliyor.”

Dayak cennetten çıkma, kızını dövmeyen dizini döver gibi ataerkil-otoriter geleneklerin zararını görüyorsunuz.

Aile baskısının yarattığı çekingenlik ister istemez zihinleri de davranışları da pasifliğe itiyor.

Toplumda “öğrenme”yi “ezberlemek” zanneden köklü bir zihnî alışkanlığın olması da ciddi bir sorun.

1936’dan itibaren İstanbul Üniversitesi’nde ders veren Alman Prof. Fritz Neumark, gözlemlerini 1939 yılında toplanan “Birinci Maarif Şurası”ında şöyle anlatmıştı:

“Üniversitede bazı talebeler zannediyor ki, mühim olan tek şey dersleri takip etmek ve anlatılan bilgileri imtihan için ezberlemektir… Fakat özel çalışmalar yapmak veya diğer kitaplara başvurarak araştırmak fikri hemen hiç yok…” (Maarif Şûrası, sf. 455)

Sorgulama zihniyeti olmayınca araştırma için merak olur mu?!

ALMANYA VE TÜRKİYE

Mesele öğrenciyi şu veya bu ideolojiye göre yetiştirmek değildir. İdeolojinin değişmesi, ezberciliği değiştirmiyor. Milli ve insani değerlerle birlikte sorgulayıcı zihin, analitik düşünce olmazsa olmazdır.

Öteden biri başarısızlıklarımızın temelinde bu noksan var.

Her şehirde üniversite açmak, hele de “üniversiteyi öğrencinin ayağına götürmek” geçici bir rahatlama sağladı, oy da getirdi… Ama neticesi diplomalı işsizler ordusu oldu.

İşte Türkiye’de 7 milyon, Almanya’da 3 milyon üniversite öğrencisi var; çünkü Alman eğitimi sanayie nitelikli işgücü yetiştiren mesleki eğitimi ihmal etmiyor!

Bizde de sanayi için nitelikli mavi yakalıları yetiştiren mesleki eğitimi yaygınlaştırmak lazımdı! Akademik eğitimin ise her kademesinde analitik düşünceye odaklanmak lazımdı…

Bundan sonra inşallah!..

(KARAR)

Etiketler:
Share
431 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Süleymani’nin öldürülmesine niye sevineyim?

    04 Ocak 2020 YAZARLAR

    İran’ın önemli generallerinden birisi, ABD füzeleri ile öldürüldü. Sevinmemiz gerektiğini söylüyor bazılarımız.. Gerekçeler önümüze koyuyorlar.. “Ortadoğu’da sürekli Şia mezhebinin yayılması için, haksız girişimlerde bulunup, örgütlenmeler yaptı.. Suriye’de binlerce Müslümanın ölümüne sebep oldu.. Yemen’den sorumlu.. Irak’tan sorumlu.. Kadınların ırzına geçilmesinden sorumlu.. Bebeklerin ölümünden sorumlu.. Esad’ın kimyasal silah kullanmasından sorumlu..” Devam ediyor, tutulan liste.. Devam ediyor, gerekçeler.. Ben ise şöyle bakıyor...
  • Tapu idaresi tepkide niye gecikti?

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Haber yankı uyandırmış, konu nazik, konu netameli, ucu 'çılgın proje' hassasiyetlerine dokunuyor, kamuoyu zaten teyakkuzda, duyarlılık tavana vurmuş, üstüne belediyelerin tapu bilgilerini online sorgulama yetkisinin kaldırıldığı söyleniyor, Kanal İstanbul hattındaki arazileri toplayanların izi sürülemeyecek deniyor, yer yerinden oynuyor... Ne beklersiniz; tepkilerin hedefindeki Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün zaman kaybetmeden, sabah ilk iş duruma açıklık getirmesini. Peki onlar ne yapıyor? Haberi alan alıp satan sattıktan sonra, a...
  • Tribünlerin adalet sorununu çözmek!

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Adalet Bakanlığı “Seri Muhakeme Usulü” ile “Basit Yargılama Usulünün” 1 Ocak itibariyle uygulanmaya başladığını “yargıda yeni dönem” başlığı ile duyurdu. Adalet Bakanlığı Yargı Reformu’nun 24 Ekim 2019’da yasalaşan ilk paketindeki bu iki düzenlemeyi oldukça önemsiyor. Bu düzenlemelerin önemini Adalet Bakanı Abdülhamit Gül şöyle anlatmıştı: “1 Ocak itibariyle yürürlüğe girecek yargı sisteminde yeni bir düzenleme var: Seri ve basit yargılama… Yeni sistemde daha hızlı, adil ve makul kararların verildiği bir süreç olacak. Bu usul vatandaşl...
  • Ünal Karaman’ın kaliteli vedası

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Belki daha önce de yazmışımdır. Ben, fanatik olmayan bir Trabzonspor taraftarıyım. Nasıl oluyor ‘fanatik olmayan’ taraftar olmak? En basit şekilde ifade edeyim. Trabzonspor’un bir haksızlık sonucu galip gelmesini istemem. Takım güzel oynasın ve kazansın. Bunu tercih ederim. Şenol, Kadir, Necati, Bekir, Turgay, Cemil, Ali Kemal, Hüseyin, İskender, Tuncay, Necmi... Bakın bunları ezberden saydım. Daha da sayabilirim. Trabzonspor’un şampiyonluklarını gördüm... Sonra İstanbul kulüpleri yeni çıkış yolları buldu. Daha zengindiler. Büyük...