logo

31 Mart seçimleri ve beka sorunu


Bülent Orakoğlu
b.orakoglu@gmail.com

Saadet Partisi lideri Temel Karamollaoğlu 31 Mart seçimleri nedeniyle katıldığı bir programda ‘’28 Şubat Postmodern darbesini gerçekleştiren sivil askeri cuntacılara hitap ederek‘’ 28 Şubat’ı yapanların bile Saadet Partisi’ne destek vermesi lazım.

Ancak Saadet Partisi’ne destek verenlerin 28 Şubat’ta yanlışlıklarını görerek ve kabul ederek kendilerini destekleyebileceklerine yönelik açıklamaları şüphesiz 28 Şubat’ı destekleyen iç ve dış mihraklara açık bir mesaj niteliği taşırken, rahmetli Erbakan sonrasında partinin nerelere savrulduğunu da gözler önüne seriyor. Bu skandal açıklamalar ile Karamollaoğlu Saadet Partisi’nin tabanını oluşturan muhafazakar kesimlere yapılan baskıları, üniversite’lerden atılan 10 binlerce gözü yaşlı öğrenciyi, ekonomiye indirilen milyarlarca dolar ağır darbeyi görmezden gelirken başörtüsü zulmünü yapanlar ile 28 Şubat cuntasına destek veren hatta işbirlikleri tescil edilmiş FETÖ’den de destek istemiş oluyor. 28 Şubat davasının 81’inci duruşmasında 2 numaralı sanık Çevik Bir’in mahkeme heyetine sunduğu dilekçede dönemin Gen.Kur. Baş. Karadayı’nın TSK içinde FETÖ’nün önünü açan komutan olduğuna ilişkin iddiaları, terörist başı Gülen’in Erbakan ve Refahyol iktidarını hedef alan cuntacıları öven açıklamaları 28 Şubat kararlarının Çevik 1’in FETÖ’cü yaveri tarafından kaleme alınması gibi ortaya çıkan gerçekler aynı dış merkezden idare edilen cunta grubu ve Gladyo B ilişkilerini deşifre ediyor.

Temel Karamollaoğlu’nun liderliğindeki Saadet Partisi 28 Şubat darbesinde kimin parmağı varsa bu cuntanın tüm ayaklarına kucak açtı. O dönemdeki STK temsilcileri, işadamları ve özellikle de medyanın Karamollaoğlu’na göre tek çıkar yolu Saadet Partisi’ne destek vermekten geçiyor sözlerinin arka planı ne? Karamollaoğlu ne demek istiyor? 28 Şubat’ın sivil ayaklarını koruma altına alarak bu sivil cunta gruplarına meşruiyet mi yoksa koruma mı sağlamaya çalışılıyor. Oysa Başbakan olduğu dönemde Erbakan iktidarı ve muhafazakar kesime en büyük baskıyı 28 Şubat’çılar yaptı. Bu gerçeklere rağmen 28 Şubat zihniyetine kucak açan Karamollaoğlu bazı analizlerde iddia edildiği gibi ‘Stockholm Sendromuna mı’ tutuldu? Bana göre kesinlikle hayır! 30 Nisan 2018 tarihli ‘Saadet Partisi’nin tarlası da sürülmüş’ başlıklı yazımda ‘’Saadet Partisi’nin düzenlediği ‘Erbakan Ödülleri ‘programında 28 Şubat darbe sürecinde darbecilerle işbirliği yapan gazetecilerden Uğur Dündar ve Ruşen Çakır’ın çağrılması ve sivil cuntadan olan bu kişilere plaket verilmesi ’Erbakan Vakfı’’ ve kamuoyunda büyük tepki gördüğünü yazmış, Milli Görüş çizgisinden gelen Saadet Partisi’nin Karamollaoğlu döneminde bu çizgiden hızla uzaklaşarak Erdoğanfobik

batıcı ve emperyalist bir zemine kaydığını açıklamıştık.

Hatta 28 Şubat Davası’nın görüldüğü Ankara 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde ifade veren eski Adalet Bakanları’ndan Şevket Kazan’ın duruşmada neden davacı olmadığını o dönem anlayamamıştık. Anlaşılıyor ki Şevket Kazan partisi içinde davacı olmamasına yönelik mahalle baskısına maruz kalmış ve o etki ile bu ifadeyi vermiş. 28 Şubat davası sanıkları genelde Erbakan sağ olsaydı bu dava açılmazdı savunmasını yaptılar. Refah Partisi ve günümüzde de Saadet Partisi içinde enteresan bir şekilde 28 Şubat sanıkları ile aynı görüşü paylaşanlar olduğu biliniyor. Ancak Erbakan’ın 28 Şubat’ta cuntanın Refah-Yol hükümetini düşürmek için DYP’li milletvekillerine baskı ve tehdit uyguladığını, hatta bazılarına para teklif edildiğini, istifa etmeleri için her yolun denendiğine yönelik açıklamaları ve BÇG Belgesi’ni Cumhurbaşkanı Demirel’e gereği için vermesi bu iddiaları kesin olarak çürütüyor.

31 Mart Seçimleri’ne sayılı günler kala beka meselesi ve anketlerin güvenilirliği konusu Türkiye’nin gündemini meşgul etmeye devam ediyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kanal 24 ve Kanal 360 televizyonlarındaki ortak yayınında ‘anketlere neden güvenmediğini‘ açıkladı. Bazı anketlerin çok ileri aşamalarda manipülasyon için kullanıldığına şahit olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz yine anket yapıyoruz ama biz kendimiz yapıyoruz. Yolumuzu ve yolculuğumuzu şekillendiriyoruz. Ama nereye kadar bunlara güveniyorsunuz derseniz artık bundan 4-5-6 seçim öncesi anket ciddiyetleri kalmadı” demişti. Araştırma şirketleri yüzde 20 ila 30 arasında kararsız bir kesimin olduğu, bu kesimin 31 Mart seçimlerini belirleyeceğini belirtiyorlar. ANAR Genel Müdürü İbrahim Uslu ‘Ülkemizde beka sorunu var’ söyleminin halkta karşılık bulmadığını halkın 1’inci gündeminin yüzde 76,5 ile ekonomik kriz olduğunu, beka dahil diğer tüm sorunların yüzde 5’in altında kaldığını iddia ediyor. Türkiye bilindiği gibi 31 Mart seçimleri öncesinde 3 büyük seçimi yaşamıştı. Tüm bu seçimlerde halkımız beka meselesini terör üzerinden d

eğerlendirerek ön plana almıştı. Ancak Türkiye’de darbe planlayan merkez bu kez değişik bir finans darbesiyle Türkiye’yi ve iktidarı hedef aldı. Asıl hedef örtülü olarak Türkiye’nin bekası idi. Bu amaca ulaşmak için milletimizin cebi hedef alınmıştı. İçerideki fırsatçı ve vurguncular bu finans darbesine bilerek veya bilmeden destek verdiler. PKK’ya ülke içinde ve Suriye’de darbe üstüne darbe vurulması terörün neredeyse bitme noktasına gelmesi nedeniyle halkımız bu kez beka sorunu olmadığını düşündü sanırım. 31 Mart seçimlerine sayılı günler kala milletimiz seçimlerde bir dip dalga ile emperyalist darbecilerin finans oyununu bozacak, PKK, FETÖ iltisaklı muhalefete prim vermeyerek Cumhur İttifakı’nı destekleyecektir. Zira bu seçim sonrasında Türkiye’nin önünde 4 yıl

seçim yok. Ancak bu seçimde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a verilen destek ne kadar yüksek olursa Türkiye o derece Fırat’ın doğusuna yapılacak operasyonlarda ve Türkiye’ye yönelik değişik tarzda gelebilecek darbe girişimlerini enterne etmede o derece başarılı olacaktır.

(YENİ ŞAFAK)

Etiketler: » » » » » » » » » » »
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • İNZAL EDİLMİŞ ADIMIZI, ÜRETİLMİŞ “İSLÂMCI” KAVRAMI İLE DEĞİŞTİRMEK SAPMALARA KAYNAKLIK ETMİŞTİR

    02 Mart 2020 YAZARLAR

    Her din ya da ideoloji, kendini özgün taşıyıcı kavramlarıyla ifade eder, tanımlar ve mesajını insanlara ulaştırır. Temel tanımlayıcı kavramlar, nötr değildirler; zihnine girdikleri, kendilerini benimseyerek kullanan insanları, kendi arka planındaki din, düşünce, felsefe ve ideoloji istikametinde dönüştürürler. Bunlar, o din ya da ideolojinin, taşıyıcı, inşa edici ve dönüştürücü etkiye sahip olan inanç eksenli kavramlarıdır. Bir de taşıyıcı olmayan, yani dinî ve ideolojik boyutu belirleyici olmayan kavramlar vardır ki onları, her din ya da ideol...
  • ‘Savaş ve Siyaset’, Aynı Hedef İçin, Farklı Silâhlarla Yapılan Eylemler Manzumesidir Kaynak: ‘Savaş ve Siyaset’, Aynı Hedef İçin, Farklı Silâhlarla Yapılan Eylemler Manzumesidir – SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

    02 Mart 2020 YAZARLAR

    Bu Pazar günü, birkaç noktaya değinelim: 1- Anamuhalefet’in lideri ve sözcülerinin, ‘Bizim askerimizin tırnağının ucundan kesip attığı bir parça bile bütün Suriye’den daha değerlidir.’ şeklindeki sözü çok matah bir şeymiş gibi geçen hafta boyunca sık sık dile getirmeleri sorgulanması ve utanılması gereken bir yaklaşımdır. KK ve adamları, yürekleri elveriyorsa, aynı sözü, Suriye için değil de, o ülkeye yarım asırdır zorla tahakküm ve zulmeden Baas Partisi, Esed Hanedanı ve Beşşâr Esed’in şahsı için söylesinler. Ama, dilleri varmaz ona bir olu...
  • Süleymani’nin öldürülmesine niye sevineyim?

    04 Ocak 2020 YAZARLAR

    İran’ın önemli generallerinden birisi, ABD füzeleri ile öldürüldü. Sevinmemiz gerektiğini söylüyor bazılarımız.. Gerekçeler önümüze koyuyorlar.. “Ortadoğu’da sürekli Şia mezhebinin yayılması için, haksız girişimlerde bulunup, örgütlenmeler yaptı.. Suriye’de binlerce Müslümanın ölümüne sebep oldu.. Yemen’den sorumlu.. Irak’tan sorumlu.. Kadınların ırzına geçilmesinden sorumlu.. Bebeklerin ölümünden sorumlu.. Esad’ın kimyasal silah kullanmasından sorumlu..” Devam ediyor, tutulan liste.. Devam ediyor, gerekçeler.. Ben ise şöyle bakıyor...
  • Tapu idaresi tepkide niye gecikti?

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Haber yankı uyandırmış, konu nazik, konu netameli, ucu 'çılgın proje' hassasiyetlerine dokunuyor, kamuoyu zaten teyakkuzda, duyarlılık tavana vurmuş, üstüne belediyelerin tapu bilgilerini online sorgulama yetkisinin kaldırıldığı söyleniyor, Kanal İstanbul hattındaki arazileri toplayanların izi sürülemeyecek deniyor, yer yerinden oynuyor... Ne beklersiniz; tepkilerin hedefindeki Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün zaman kaybetmeden, sabah ilk iş duruma açıklık getirmesini. Peki onlar ne yapıyor? Haberi alan alıp satan sattıktan sonra, a...